SONGFABLE · 1983

It's Like That

RUN-DMC · 1983 · HOLLIS, QUEENS, NEW YORK, USA

TL;DR: İşsizliği, enflasyonu, savaşı ve evsizliği sıralayan bu şarkı bir protest marşı gibi başlar ama bilerek hiçbir çözüm vaat etmez; asıl radikalliği, dünyanın haline "işte böyle" diyen o soğukkanlı omuz silkişte ve hip-hop'ı disko grubundan koparıp çıplak bir davul makinesiyle baş başa bırakmasında yatar.
Listen elsewhere

We couldn't link a Spotify track for this story. Try searching the title on song.link to find it on your preferred service.

Şaşırtıcı gerçek: bu bir öfke şarkısı değil, bir kabul şarkısı

1983'te New York'un radyolarında çalmaya başlayan "It's Like That", ilk duyuşta klasik bir toplumsal öfke parçası gibi gelir. İki genç adam sırayla bağırır, arada gökten iner gibi bir davul vuruşu vardır, sözlerde işini kaybeden insanlar, ödenmeyen faturalar, savaş, açlık, sokakta yaşayanlar sıralanır. Kulak, alışkanlıkla bir final bekler: bir çağrı, bir ayaklanma, en azından "birlikte değiştirebiliriz" tonunda bir teselli.

O final hiç gelmez.

Şarkının her listenin, her acı tespitin sonunda yaptığı şey, o meşhur nakaratla dünyanın haline bakıp "durum bu, hep böyleydi, böyle de gidecek" demektir. Türkçedeki karşılığını aramaya kalksanız, aklınıza doğrudan "böyle gelmiş, böyle gider" gelir — ve bu tesadüf değil. Arabeskin, Anadolu'nun kader diliyle Amerikan gettosunun 1983 model gerçekçiliği, aynı duygusal frekansta buluşur: sorunu adlandırmak, ama kolay bir kurtuluş masalı satmayı reddetmek.

İşin en ilginç yanı da bu: 1983'ün Amerika'sında, Reagan yıllarının ekonomik enkazının ortasında, en sert şeyi söyleyen şarkı, bağıra bağıra devrim isteyen değil, olan biteni buz gibi bir sesle masaya koyan şarkı oldu. Ve o soğukluk, sonraki kırk yılın rap'ini şekillendirdi.

Hollis'in çocukları: 1983'te New York'ta ne oldu

Run-DMC, hip-hop mitolojisinin beklediği yerden çıkmadı. Efsane, türün South Bronx'un yanmış apartmanlarından doğduğunu söyler. Oysa Joseph "Run" Simmons, Darryl "DMC" McDaniels ve DJ'leri Jason "Jam Master Jay" Mizell, Queens'in Hollis semtinden geliyordu — bahçeli evleri, düzenli işleri olan aileleri, Katolik okulunu bitirmiş çocukları olan, siyah orta sınıfın mahallesi. DMC'nin çizgi roman koleksiyoncusu, gözlüklü, sessiz bir çocuk olduğu anlatılır. Run'ın ağabeyi Russell Simmons ise şehirde parti organize eden, sahneyi tanıyan, sonradan Def Jam'i kuracak olan girişimciydi.

Bu detay önemsiz görünür ama şarkıyı anlamanın anahtarıdır. Sokağın çaresizliğini anlatan bu kayıt, o çaresizliğin tam göbeğinden değil, ona bir sokak ötesinden bakan gençler tarafından yazıldı. Belki de bu yüzden ses tonu histerik değil, gözlemci. Rapor tutar gibi.

1983'te rap plakları hâlâ büyük ölçüde disko mantığıyla üretiliyordu: canlı bas, funk gitar, klavye katmanları, neşeli parti havası. Sugarhill Gang'in ve Kurtis Blow'un dünyasıydı bu. Russell Simmons ve müzisyen-yapımcı Larry Smith'in Run-DMC'yle yaptığı şey ise neredeyse bir yıkımdı: her şeyi sildiler. Geriye Oberheim DMX marka davul makinesinin sert, metalik, insanlıktan uzak vuruşu, birkaç keskin efekt ve iki ses kaldı. Süsleme yok, koro yok, gülümseme yok.

Anlatılanlara göre plak son derece küçük bir bütçeyle, hızlıca kaydedildi ve büyük şirketler tarafından geri çevrildikten sonra bağımsız Profile Records tarafından yayımlandı. Sözlerin yazımında Run'ın yanı sıra Larry Smith'in de payı olduğu söylenir. Çıktığında Amerika'da R&B listelerinde iyi bir yer buldu ve o dönem için çarpıcı sayılabilecek satış rakamlarına ulaştı; bazı kaynaklar çeyrek milyon bandına yaklaştığını aktarır.

Türkiyeli dinleyici için buradaki kültürel bağ, sanıldığından yakın. Türkiye'de rap'in halk arasında ciddiye alınmaya başlaması 1995'te Almanya'daki Türk gençlerin kurduğu Cartel'le, ardından Ceza ve Sagopa Kajmer kuşağıyla oldu. O ilk Türkçe rap dalgasının damarı da tam olarak buydu: süslemesiz ritim, keskin ses, ve "durumu olduğu gibi anlatma" iddiası. Run-DMC'nin 1983'te bulduğu formül — az enstrüman, çok laf, sıfır cila — otuz yıl sonra İstanbul'un altgeçitlerinde de aynı işlevi gördü.

Şarkı gerçekte neyi anlatıyor

"It's Like That"in yapısı bir liste gibidir. İki MC, sırayla ve çoğu zaman birbirinin cümlesini tamamlayarak, dönemin Amerika'sının yara haritasını çıkarır: iş bulamayan insanlar, ellerindeki paranın değerinin erimesi, okul bitirip hiçbir kapı açamamak, hastalık, uzaklarda süren savaşlar, sokakta uyuyan insanlar, para yüzünden bozulan ilişkiler. Her maddeden sonra o nakarat gelir ve tartışmayı keser.

Ama şarkı yalnızca bir şikâyet listesi değil. İçinde iki farklı damar birbiriyle çekişir.

Birincisi, sisteme dair sert bir teşhis. Sözler, insanların içine doğdukları koşulların çoğunu kendilerinin seçmediğini, savaşın da yoksulluğun da bireysel bir hata sonucu ortaya çıkmadığını ima eder. Burada bir öfke var — ama bağırarak değil, üstüne basa basa anlatarak ifade edilen bir öfke.

İkincisi ve daha tartışmalı olanı, bir tür bireysel sorumluluk çağrısı. Şarkı, tüm bu ağırlığa rağmen dinleyicisine kendini eğitmesini, hayatta kalmanın yolunu bulmasını, boş hayallerle avunmamasını salık verir. Yani "dünya adaletsiz" ile "yine de ayakta durmak senin işin" arasındaki o rahatsız edici gerilimi çözmeden bırakır. 1983'te bunu yapmak cesurdu, çünkü ne saf bir devrim şarkısıydı ne de "çalış, başarırsın" masalı.

Nakaratın işlevi de tam burada ortaya çıkar. Yüzeyde teslimiyet gibi duran o tekrar, aslında bir savunma mekanizmasıdır: acıyı büyütmeden, ondan medet ummadan taşımanın yolu. Sürekli kriz içinde yaşayan toplumların çok iyi bildiği bir refleks. Türkiye'de enflasyonun konuşulduğu bir mutfak masasında, ekonomiyle ilgili haberden sonra gelen o kısa sessizliği ve ardından söylenen "eee, napcaz" cümlesini düşünün. Şarkının nakaratı, o cümlenin ritme oturmuş hali gibidir.

Bir de sesin kendisi var. Run ve DMC, o güne kadarki rap'çilerin çoğundan farklı olarak, akıcı ve yumuşak değil, sert ve komut verir gibi okur. Cümleleri birbirlerinin ağzından kapar, aynı satırı ikiye bölerler. Bu "iki kişilik tek ses" tekniği, plağa neredeyse bir slogan enerjisi verir — söylenenin tek bir kişinin fikri değil, ortak bir tespit olduğu hissini yaratır.

Kültürel bağlam ve bıraktığı miras

Plağın diğer yüzünde "Sucker M.C.'s" vardı ve hip-hop tarihçileri bugün hâlâ hangi tarafın daha yıkıcı olduğunu tartışır. İkisi birlikte, rap'in "eski okul" partisinden çıkıp bir tavra dönüştüğü anı işaretler. Grubun görsel dili de aynı mantıkla kurulmuştu: parlak sahne kostümleri yerine siyah deri ceket, fötr şapka, bağcıksız Adidas spor ayakkabı. Yani sahnede giydikleri, mahallede giydiklerinin aynısıydı. Bu basit tercih, sonraki kuşakların "gerçeklik" takıntısının temeli oldu.

"It's Like That"in açtığı yoldan yürüyenler arasında Public Enemy'nin siyasi öfkesi, Boogie Down Productions'ın öğretici sertliği ve doksanların bütün toplumsal gözlem rap'i var. Run-DMC daha sonra rock gitarlarıyla flört edip 1986'da Aerosmith'le yaptıkları işbirliğiyle MTV'yi ve beyaz rock dinleyicisini rap'e açtığında, o kapının kilidi aslında üç yıl önce bu tek parçayla kırılmıştı.

Şarkının ikinci hayatı ise beklenmedik biçimde 1998'de başladı. Amerikalı DJ Jason Nevins'in yaptığı house temelli remix, Avrupa'da patladı; İngiltere ve Almanya dahil birçok ülkede listelerin tepesine çıktı, milyonlarca sattığı belirtilir. Türkiye'de otuz-kırk yaş kuşağının büyük kısmı bu şarkıyla ilk kez 1998-2000 arasında, kulüplerde, radyo hitlerinde ya da spor salonlarında karşılaştı — 1983 tarihli, davul makinesiyle kaydedilmiş bir toplumsal gözlem parçası olduğunu bilmeden. Grubun bu remiksten başlangıçta neredeyse hiç kazanç sağlamadığı, uzun süre anlatılan bir hikâyedir; doğruluk derecesi tartışmalı olsa da, müzik endüstrisinin sanatçıyla ilişkisine dair anlattığı şey fazlasıyla tanıdık.

Hikâyenin karanlık tarafı da var: DJ Jam Master Jay, 2002'de Queens'teki stüdyosunda öldürüldü. Grup bu olaydan sonra fiilen sona erdi. Mahallenin hem ilham hem tehdit olduğu gerçeği, şarkının nakaratına yıllar sonra istenmeyen bir ağırlık ekledi.

Neden bugün hâlâ tutuyor

Kırk yıldan fazla zaman geçti ve "It's Like That"in saydığı sorunların listesi ne yazık ki güncelliğini korudu. Fiyatların artması, diploma sahibi gençlerin iş bulamaması, uzaklarda süren savaşların ekranlardan akması, barınamayan insanlar — bunlar 1983'e ait bir arşiv görüntüsü değil, herhangi bir sabah haber bülteni.

Ama şarkının kalıcılığının asıl sebebi listeler değil, tavır. Günümüz müziğinin büyük kısmı ya çözüm satar ya da tam teslimiyet satar. Bu parça ikisini de yapmaz. Gerçeği söyler, sonra sizi o gerçekle baş başa bırakır ve şunu ima eder: bunu değiştiremeyebilirsin, ama en azından ne olduğunu doğru adlandır. Bu, sinizmden farklı bir şey — buna belki "yetişkinlik" demek gerekir.

Ses açısından da hâlâ modern duruyor. Çıplak davul makinesi, boşlukları doldurma telaşı olmayan düzenleme, sadece ritim ve sesle kurulan gerilim... Bugünün minimal trap ve drill üretimleriyle akrabalığı kulakla duyulabilir. Prodüksiyonda "az" olanın "çok" olduğunu kanıtlayan ilk büyük rap kaydı budur.

Ve son olarak, o nakaratın evrenselliği. İster Hollis'te, ister Bağcılar'da, ister Berlin'de olun; hayatın adaletsizliğine dair uzun bir cümle kurmak yerine kısa bir tespitle geçiştirdiğiniz her an, bu şarkının duygusuna denk düşüyor. Run-DMC'nin dehası, o evrensel omuz silkişi bir ritme oturtup dansa çevirmiş olmasıydı.


Daha derine dalmak için

🎧 Sesin içine girmek

📚 Hikâyenin peşinden gitmek

🌍 Mekânları görmek

🎸 Kendin denemek


🎵 Bu şarkıyı dinle

🤖 Daha fazlasını sor
Tags
80s