SONGFABLE · 2015

Cherry Wine

HOZIER · 2015

TL;DR: Dünyanın en tatlı akustik aşk şarkısı gibi duyulan "Cherry Wine" aslında ev içi şiddeti anlatıyor: morlukları şarap kırmızısına benzeterek kendi acısını güzelleştiren bir insanın iç sesi. Melodinin yumuşaklığı bir kaza değil, şarkının asıl silahı.
Listen elsewhere

We couldn't link a Spotify track for this story. Try searching the title on song.link to find it on your preferred service.

Kuş sesleriyle açılan bir tuzak

İlk otuz saniyede insanı yanıltan bir şarkı bu. Parmakla çalınan sade bir gitar, neredeyse fısıltıya yakın bir vokal, arka planda gerçek kuş cıvıltıları. Spotify listelerinde "sakin akşam", "kahve ve yağmur", "düğün ilk dansı" gibi başlıkların altında yıllardır dolaşıyor. Türkiye'de de sayısız akustik cover'ı, sayısız düğün videosu var.

Oysa "Cherry Wine" bir aşk şarkısı değil. Daha doğrusu, aşk sandığı şeyin içinde yara alan birinin şarkısı. Hozier bu parçada bir istismar ilişkisinin içindeki sesi taklit ediyor: dayak yiyen, ertesi sabah morluğuna bakıp onun rengini "kiraz şarabı" gibi güzel bir şeye benzeten, kendi kendine "ama beni seviyor" diyen birinin sesini.

İşte şarkının en rahatsız edici numarası burada. Hozier bu hikâyeyi bir protest şarkısı gibi bağırarak anlatmıyor. Tam tersine, kurbanın kafasının içindeki o yumuşak, affedici, kendini kandıran tonu birebir kopyalıyor. Melodi güzel çünkü kurbanın zihnindeki hikâye de güzel. Şarkıyı dinlerken içine düştüğünüz o "ne kadar romantik" hissi, aslında istismarın nasıl çalıştığının canlı bir demosu. Sözlerin ne dediğini fark ettiğiniz an, o güzelliğin size ne yaptığını da fark ediyorsunuz.

Bray'li bir blues çocuğu, bir koro ve bir çatı katı

Andrew Hozier-Byrne, İrlanda'nın Wicklow ilçesindeki Bray kasabasında, denize bakan küçük bir sahil şehrinde büyüdü. Babası davulcuydu ve evde çalan müzik ağırlıklı olarak Amerikan blues'uydu: Muddy Waters, Howlin' Wolf, John Lee Hooker, Nina Simone. Bu detay önemli, çünkü blues geleneği tam da bu işi yapar. Dayanılmaz olanı güzel bir melodiyle söylemek, acıyı sese dönüştürüp taşınabilir hale getirmek blues'un temel hilesidir. Hozier'ın "Cherry Wine"da yaptığı şey, o geleneğin İrlanda sisiyle karışmış hali.

Dublin'de Trinity College'da müzik okumaya başladı ama okulu bitirmedi; kayıt yapmak için bıraktığı söylenir. Bir dönem Anúna adlı İrlandalı koro topluluğuyla söyledi, bu da ses üstündeki o kilise akustiği hissini açıklıyor. 2013'te "Take Me to Church" adlı şarkısını kendi evinin tavan arasında kaydedip internete yükledi ve hayatı bir yılda değişti. Şarkı dünya listelerine tırmandı, 2015'te Grammy'de Yılın Şarkısı adaylığı geldi.

"Cherry Wine" ilk olarak 2014 tarihli "From Eden" EP'sinde ve aynı yıl çıkan ilk albümü "Hozier"da yer aldı; 2015-2016 döneminde ise ayrı bir single ve video olarak asıl kimliğini kazandı. Albümdeki kayıtla ilgili anlatılan hikâye şarkının efsanesinin bir parçası: parçanın şafak vakti, açık havada, bir çatıda tek seferde canlı olarak kaydedildiği söyleniyor. Kayıtta duyulan kuş sesleri sonradan eklenmiş efektler değil, o sabahın gerçek sesleri. Bu yüzden şarkı bir stüdyo ürününden çok, birinin uyanıp kendi kendine mırıldandığı bir şeye benziyor. Ve tam da bu yüzden bu kadar mahrem.

Türkiyeli dinleyici için burada tanıdık bir kapı var. Anadolu türkülerinde de en güzel ezgiler çoğu zaman en ağır hikâyelerin üstüne kuruludur: kaçırılan gelin, öldürülen kadın, dövülen, susturulan, "namus" adına yok edilen insanlar. Türkü, felaketi ağıt güzelliğiyle taşır. Arabeskte de benzer bir mekanizma vardır; acı, dinlenebilir hatta sevilebilir bir forma sokulur. "Cherry Wine"ın yaptığı şey bu geleneğe yabancı değil. Fark şu ki Hozier bu güzelleştirmeyi bilinçli bir eleştiri olarak kullanıyor: size acıyı güzel gösteriyor ki güzelleştirmenin kendisinin ne kadar tehlikeli olduğunu görün.

Sözler ne diyor: morluğun rengiyle övünmek

Şarkının anlatıcısı sevdiği kişiyi anlatıyor, ama anlattığı her güzel şeyin altında bir yara var. Sevgilinin öfkesi bir doğa olayı gibi, mevsim gibi, kaçınılmaz bir hava durumu gibi tarif ediliyor. Şiddet bir tercih değil, ilişkinin doğal iklimi olarak sunuluyor: gelip geçer, sonra hava açar.

En çarpıcı hamle ise başlıkta. Ten üstünde kalan izler, koyu kırmızı bir içki gibi tarif ediliyor. Yani anlatıcı, bedenindeki hasarı bir lezzete, bir keyfe, akşamüstü içilen bir kadehe benzetiyor. Bu, kurbanların gerçek hayatta yaptığı şeyin şiirsel karşılığı: olanı yeniden çerçeveleyerek katlanılabilir kılmak. "O kadar da kötü değildi." "Kendini kaybetti, aslında öyle biri değil." "Beni bu kadar seven başka kimse olmaz."

Şarkıda ayrıca bir gizlilik teması var. Anlatıcı, olanların dışarıdan görünmemesi gerektiğini, bunun ikisi arasında kalan özel bir şey olduğunu ima ediyor. İstismar edilen ilişkilerin en tipik özelliği bu: mahremiyet, şiddetin saklandığı yer haline gelir. Kapı kapandığında olanlar "aile meselesi" olur, "kimsenin işi değil" olur. Türkiye'de bu cümleleri duymamış biri yoktur.

Bir başka ayrıntı da anlatıcının cinsiyetiyle ilgili. Şarkının sözlerindeki ses erkek bir anlatıcıya ait ve zarar veren taraf kadın. Hozier'ın bu tercihi bilinçli yaptığı, istismarın tek yönlü bir şey olmadığını ve erkeklerin de mağdur olabildiğini hatırlatmak istediği söylenir. Ama şarkı asla "aslında erkekler de mağdur" tartışmasına indirgenmiyor, çünkü esas mesele failin cinsiyeti değil, kurbanın zihninde kurulan o savunma mekanizması. Şarkı, şiddeti değil, şiddetin nasıl sevgi diye paketlendiğini anlatıyor.

Sesin kendisi de bu anlamı taşıyor. Hozier burada "Take Me to Church"teki o gospel gürlemesini tamamen bırakıyor. Neredeyse nefes gibi söylüyor, çünkü bağıran biri değil bu; kendi kendine konuşan biri. Şarkının hiçbir yerinde bir patlama, bir kurtuluş, bir öfke doruğu yok. Bitmesi gerektiği yerde bitiyor ve hiçbir şey çözülmüyor. Bu yapısal seçim, bu tür ilişkilerin gerçekte nasıl işlediğine dair en dürüst kısım: dramatik bir final yok, sadece tekrar eden bir döngü var.

Saoirse Ronan, Sevgililer Günü ve bir şarkının işe yaraması

Şarkının hikâyesi 2016 Şubat'ında, Sevgililer Günü'nde yeni bir boyut kazandı. Hozier "Cherry Wine"ın canlı versiyonunu bir bağış single'ı olarak yayımladı ve gelirinin ev içi şiddetle mücadele eden kuruluşlara aktarılacağını duyurdu. İrlanda'da Safe Ireland başta olmak üzere çeşitli ülkelerdeki yerel kurumlar bu kapsamda desteklendi.

Aynı gün yayımlanan klip ise şarkının algısını kalıcı biçimde değiştirdi. Videoda İrlandalı oyuncu Saoirse Ronan, istismarcı bir ilişkinin içindeki bir kadını canlandırıyor. Yönetmen koltuğunda Dearbhla Walsh vardı. Klip, sözlerdeki cinsiyet dağılımını tersine çevirerek olgunun istatistiksel olarak en yaygın halini gösteriyor. Ronan'ın oyunculuğu bilerek sessiz: bağırma yok, melodram yok, sadece bir sabah rutini, bir bakış, saklanan bir iz. Saoirse Ronan o dönemde "Brooklyn" filmiyle Oscar adayıydı ve Türkiye dahil dünyanın her yerinde tanınıyordu; bu görünürlük şarkının mesajını çok daha geniş bir kitleye taşıdı.

Sevgililer Günü seçimi de rastlantı değildi. Yılın en fazla romantikleştirilen gününde, romantizmin arkasına saklanabilen şiddeti göstermek başlı başına bir argüman. Şarkının "düğün şarkısı" olarak kullanılmasındaki ironiyi Hozier'ın kendisi de biliyor; şarkının gerçek konusunu röportajlarda defalarca açıklamak zorunda kaldı.

Bu yüzden "Cherry Wine" bugün Hozier repertuvarında özel bir yerde duruyor. "Take Me to Church" onu kurumsallaşmış ikiyüzlülüğe karşı bir isyan sesi yaptıysa, "Cherry Wine" onu çok daha zor bir alanda, mahrem alanda konuşan biri yaptı. Kilisenin ikiyüzlülüğünü eleştirmek görece kolaydır; yatak odasının içindeki suskunluğu adlandırmak değil.

Neden bugün hâlâ can yakıyor

Şarkının on yılı aşkın süredir eskimemesinin birkaç sebebi var.

Birincisi, biçimiyle içeriği arasındaki gerilim asla çözülmüyor. Şarkıyı sözlerini bilmeden dinleyen biri onu güzel bulur; bilerek dinleyen biri onu ürkütücü bulur. Aynı dosya iki farklı deneyim üretiyor ve bu ikilik her yeni dinleyicide baştan kuruluyor. Bu, çok az şarkının başarabildiği bir şey.

İkincisi, konusu maalesef güncelliğini kaybetmedi. Türkiye'de kadına yönelik şiddet tartışması son on yılın en yakıcı toplumsal gündemlerinden biri oldu; sosyal medyada, mahkeme salonlarında, sokaklarda süren bir tartışma bu. "Cherry Wine" bu tartışmaya bir slogan sunmuyor, ama daha nadir bir şey sunuyor: mağdurun kendi kendine anlattığı hikâyenin içine girme imkânı. Neden ayrılmıyor sorusuna verilen en dürüst cevaplardan biri, dört dakikalık bir akustik parçanın içinde duruyor.

Üçüncüsü, kaydın ham dokusu. Kuş sesleri, gitar tellerinde kayan parmak sesi, tek seferde alınmış bir performansın küçük kusurları. Aşırı cilalı, otomatik akort edilmiş, algoritmaya göre tasarlanmış pop yığınının içinde bu ham hal giderek daha kıymetli hale geldi. Şarkı, bir odada gerçekten bir insan olduğunu hatırlatıyor.

Dördüncüsü, Hozier'ın 2023'teki "Unreal Unearth" albümüyle ve "Too Sweet"in viral başarısıyla gelen yeni nesil dinleyici dalgası, katalogun derinlerine inip bu şarkıyı yeniden keşfetti. TikTok üzerinden gelen genç dinleyiciler için "Cherry Wine" çoğu zaman önce güzel bir ses, sonra bir şok oluyor. O şok anı, şarkının hâlâ çalıştığının kanıtı.

Bu parçayı bir kez anlamıyla dinledikten sonra artık masum bir arka plan müziği olarak dinleyemezsiniz. Hozier'ın istediği de tam olarak bu.


Daha derine dalmak için

🎧 Sesin içine girmek için

📚 Hikâyeyi takip etmek için

🌍 Mekânları görmek için

🎸 Kendin deneyimlemek için


🎵 Bu şarkıyı dinle

🤖 Daha fazlasını sor
Tags
10s