SONGFABLE · 2021

Solar Power

LORDE · 2021 · BETHELLS BEACH, NEW ZEALAND

TL;DR: "Solar Power", kulağa kaygısız bir yaz şarkısı gibi gelse de aslında şöhretten, ekranlardan ve kendi imajından kaçan bir kadının, kendini güneşe tapan neşeli bir tarikatın lideri ilan ettiği ince alaylı bir manifestodur. Altında ise Antarktika'da gördükleriyle sarsılmış, iklim kaygısıyla boğuşan bir sanatçının hafiflik numarası yatar.
Listen elsewhere

We couldn't link a Spotify track for this story. Try searching the title on song.link to find it on your preferred service.

Neşeli görünen bir tarikat çağrısı

İlk dinleyişte "Solar Power" tehlikesiz görünür. Akustik gitar, elle çalınan perküsyon, arkada üst üste binen kadın vokalleri, plaja yayılmış bir grup insanın kahkahası. Tam anlamıyla bir yaz şarkısı, hatta biraz da fazla rahatlamış bir yaz şarkısı. Ama bu şarkının asıl numarası tam da burada saklı: Lorde, kariyerinin en karanlık ve en yoğun albümünün ardından ortaya çıkıp elinde gitarla güneşi selamlayan biri gibi davranır, oysa yaptığı şey sessizce kendi kariyerini ve popüler kültürün onu koyduğu yeri terk etmektir.

Şarkının anlatıcısı bir sahil peygamberi gibidir. Herkesi telefonlarını bırakıp kendisiyle birlikte kumların üstüne gelmeye davet eder; bir tür neşeli, güneş yanığı kült kurmuş, takipçilerini deniz kenarına götüren bir figürdür. Bunu yaparken de kendi kutsallığıyla açıkça dalga geçer. Yani bu, "hayat güzel, gel plaja gidelim" diyen bir şarkı değil; "artık sizin bildiğiniz o kız değilim, isterseniz peşimden gelin ama ben oraya geri dönmüyorum" diyen bir şarkıdır. Ve tam da bu yüzden, yayınlandığı andan itibaren insanları böldü.

Antarktika'dan Auckland sahillerine uzanan bir kopuş

Ella Yelich-O'Connor, yani Lorde, 2013'te "Royals" ile daha on altı yaşındayken dünyayı sarstığında, popun anlatısını değiştiren bir isim oldu. Yeni Zelanda'nın Auckland şehrinde, Devonport'ta büyümüş, edebiyat okumaya meraklı bir gencin, Amerikan pop müziğinin gösterişli tüketim kültürüyle alay eden bir şarkısı bir anda dünyanın en çok dinlenen parçalarından birine dönüşmüştü. Ardından 2017'de gelen "Melodrama", bir gecelik partinin içine sıkıştırılmış kalp kırıklığını anlatan, elektronik ve teatral bir başyapıt olarak karşılandı. Sonra da uzun bir sessizlik.

O sessizlik boşuna değildi. Anlatıldığına göre Lorde, bu dönemde şöhretten bilinçli olarak uzaklaştı, sosyal medyayı hayatından büyük ölçüde çıkardı ve Yeni Zelanda'ya, özellikle de Auckland'ın batı sahillerine, o vahşi ve rüzgârlı siyah kumlu plajlara döndü. Aynı dönemde yaptığı Antarktika seyahatinin onda derin bir iz bıraktığı sıkça dile getirilir; buzulların ve bilim istasyonlarının arasında geçirdiği günlerin, gezegenin kırılganlığına dair içini kemiren bir farkındalık yarattığı söylenir. "Solar Power" albümü işte bu iki kutbun arasında doğdu: bir yanda güneşin altında kendini yeniden bulmak, diğer yanda o güneşin artık eskisi gibi masum olmadığını bilmek.

Şarkı, uzun zamandır birlikte çalıştığı yapımcı Jack Antonoff ile yazıldı ve 10 Haziran 2021'de yayımlandı. Tarih tesadüf değildi: o gün gökyüzünde halkalı bir güneş tutulması vardı. Müziğin kendisi ise dinleyicinin beklediği her şeyin tersiydi. Synth duvarları ve dramatik piyanolar yerine, 1990'ların yumuşak, gitar ağırlıklı, neredeyse yaz kokan pop dokusu geldi. Şarkının George Michael'ın "Freedom! '90" parçasıyla taşıdığı akrabalık o kadar belirgindi ki, bildirilenlere göre George Michael'a şarkı yazarlığı kredisi verildi. Geri vokallerde ise Clairo ve Phoebe Bridgers gibi kendi kuşağının en dikkat çekici isimlerinin yer aldığı aktarılır; şarkının sonlarına doğru yükselen o topluluk hissi büyük ölçüde buradan gelir.

Türkiyeli dinleyici için burada gerçekten güçlü bir köprü var. Bu şarkı, deniz kenarında geçirilen yazın kutsal sayıldığı bir kültürden çıkıyor ve tam da bu yüzden Ege ve Akdeniz kıyılarında büyümüş bir kulağa hiç yabancı gelmiyor. Türkiye'de yaz, sadece bir mevsim değil bir ritüeldir: okul biter, şehir boşalır, yazlığa gidilir, gün batımına kadar denizde kalınır, akşam serinliğinde herkes aynı masaya toplanır. "Solar Power"ın anlattığı o topluluk hâli, telefonun kenara bırakıldığı, zamanın esnediği, teni yakan bir güneşin altında insanların birbirine yeniden yaklaştığı o hâl, Bodrum'da da Ayvalık'ta da Çeşme'de de tanıdıktır. Tek fark mevsimlerin ters olması: Lorde'un yazı, Türkiye'nin kışıdır. Yeni Zelanda'da o güneşli günler aralık ve ocakta gelir. Şarkının Kuzey Yarımküre'nin yazının başında yayımlanması ise küçük ama zekice bir hamleydi; sanatçı, kendi mevsimini bize ödünç verdi.

Sözlerin altındaki gerçek hikâye

Şarkının sözlerine yakından bakınca üç ayrı katman görürsünüz ve bunların hepsi aynı anda çalışır.

En üstte, mevsimin gelişini ilan eden bir tören var. Anlatıcı, güneşin geri dönüşünü neredeyse dinî bir olay gibi duyurur; kışın bittiğini, artık farklı bir enerjinin devrede olduğunu söyler. Teni yanan, saçları tuzlanan, güne kendini teslim eden bir bedenin tarifidir bu. Yaz burada bir tatil değil, bir dönüşüm hâlidir.

Bir alt katmanda ise şöhretten kopuşun bildirisi var. Anlatıcı, kendisini arayanlara ulaşılamayacağını, telefonunu bir yere fırlattığını ima eder; artık şehirdeki o hayata, o beklentilere, o sürekli gözetlenme hâline geri dönmeyeceğini anlatır. Bu, ünlü bir insanın "beni rahat bırakın" demesinden fazlasıdır. Kendisinden bir şeyler bekleyen milyonlarca kişiye karşı, kendi bedeninin ve kendi coğrafyasının önceliğini ilan etmektir.

En dipteki katman ise ironidir ve şarkının en kışkırtıcı kısmı da orasıdır. Anlatıcı kendini yarı şaka yarı ciddi biçimde bir tür kurtarıcıya, güneşe tapan bir topluluğun lideri konumuna yerleştirir. Peşinden gelenlere ne vaat ettiği belirsizdir; belki gerçek bir huzur, belki de sadece güzel bir kaçış. Bu bilinçli belirsizlik, şarkıyı düz bir "iyi hissettiren" parçadan ayırır. Lorde burada hem gerçekten güneşin iyileştiriciliğine inanır gibi görünür hem de wellness kültürünün, spiritüel kaçış endüstrisinin, kristal ve çakra satan o modern iyimserlik pazarının parodisini yapar. Kendisiyle de dalga geçer, o kültürle de.

Bir de dördüncü, hiç söylenmeyen bir katman var: güneş, Yeni Zelanda'da masum bir sembol değildir. Ülkenin son derece sert ultraviyole koşulları ve dünyanın en yüksek cilt kanseri oranlarından birine sahip olması, orada büyüyen herkesin bildiği bir gerçektir. Yani bir Yeni Zelandalı için güneşe tapmak, aynı anda hem hayatın kaynağına hem de tehlikeye tapmaktır. Albümün bütünü de bu ikiliğin üzerine kuruludur; başka parçalarda gezegenin geleceğine dair kaygı çok daha açık biçimde dile gelir. "Solar Power" gülümseyerek başlar ama arkasında bir endişe titrer.

Bölen bir albüm, iki dilde bir miras

Şarkının ve onu takip eden albümün karşılanması karışık oldu, bunu yumuşatmanın anlamı yok. "Melodrama"nın yoğunluğunu bekleyen dinleyicilerin bir kısmı, bu kadar hafif ve dağınık görünen bir eserle karşılaşınca hayal kırıklığına uğradı. Bazı eleştirmenler albümü zarif ama zayıf buldu; bazıları ise onu ancak yıllar sonra hak ettiği gibi anlaşılacak bir "büyüme kaydı" olarak savundu. Ticari olarak da önceki işlerinin yakaladığı zirveyi tekrarlamadı. Lorde'un kendisinin de sonraki yıllarda bu dönemin beklediği karşılığı bulmadığını daha açık sözlü biçimde dile getirdiği aktarılır.

Ama bir şarkının değeri ilk yılındaki listelerle ölçülmüyor. "Solar Power"ın bugün en dikkat çekici mirası, kültürel olarak yaptığı hamlede yatıyor. Lorde, albümün beş şarkısını te reo Māori dilinde yeniden kaydederek "Te Ao Mārama" adlı bir EP yayımladı; "Solar Power" bu versiyonda "Hine-i-te-Awatea" adını aldı. Bildirilenlere göre bu projenin gelirleri Yeni Zelanda'daki Māori dilini ve kültürünü destekleyen kurumlara aktarıldı. Küresel bir pop yıldızının, kendi ülkesinin yerli dilinde şarkı söylemesi ve bunu bir pazarlama jesti değil bir sorumluluk olarak çerçevelemesi, o dönem için gerçekten alışılmadıktı. Bu hamle, şarkının "kendi topraklarına dönüş" temasını sadece söz düzeyinde değil, eylem düzeyinde de doğruladı.

Görsel dünyası da mirasın bir parçası. Albüm kapağı, Lorde'un kameranın üzerinden atlarken alttan çekilmiş, güneşin arkasından patladığı o cesur ve biraz da provokatif fotoğrafıydı; anlatılana göre bir Yeni Zelanda plajında, arkadaşı olan bir sanatçı tarafından çekilmişti. Klip de aynı coğrafyada, Auckland'ın batısındaki o siyah kumlu, rüzgârlı sahillerde çekildi. Bu görüntüler, gösterişli pop estetiğinden bilinçli bir kopuş ilanıydı: profesyonel ışıklar yerine gerçek güneş, stüdyo yerine kum, kusursuz poz yerine hareket hâlinde bir beden.

Bir başka kalıcı etki de moda ve estetik alanında hissedildi. 2021 yazı, pandemi sonrası dünyanın yeniden dışarı çıkmaya çalıştığı bir dönemdi ve "Solar Power"ın önerdiği o toprak tonlu, sarı-turuncu, doğaya dönük görsel dil, o yılın internet estetiğiyle şaşırtıcı biçimde örtüştü. Şarkı belki listelerin tepesinde uzun süre kalmadı ama bir ruh hâlinin adı oldu.

Neden bugün hâlâ konuşuluyor

Aradan geçen yıllarda "Solar Power"ın itibarı sessizce yükseldi ve bunun birkaç sebebi var.

Birincisi, şarkının merkezindeki mesele her geçen yıl daha da yakıcı hâle geliyor. Telefonu bırakıp gerçek dünyaya dönme arzusu, 2021'de biraz şık bir poz gibi görünüyordu; bugün milyonlarca insanın ciddi biçimde uğraştığı bir hayatta kalma stratejisi. Ekran süresi, dijital yorgunluk, sürekli bağlantıda olma zorunluluğu artık herkesin sorunu. Şarkının anlatıcısının plaja doğru yürüyüp geri bakmaması, bugün çok daha anlaşılır bir hareket.

İkincisi, şarkının ironi ile samimiyet arasında kurduğu denge zamanla daha net göründü. İlk çıktığında bazı dinleyiciler bunu "Lorde ciddi mi, dalga mı geçiyor?" diye çözemedi. Oysa asıl güzelliği tam olarak burada. İnsan gerçekten iyi hissetmek isterken bile, iyi hissetme endüstrisinin sahteliğini görebilir. Aynı anda hem güneşi sevip hem de güneşin tehlikeli olduğunu bilebilir. Hem huzur arayıp hem de o arayışın kendisiyle alay edebilir. Bu çelişkiyi taşıyabilmek olgunluktur ve şarkı tam da bunu yapıyor.

Üçüncüsü, bir sanatçının kariyerinin en yüksek noktasında geri çekilmeyi seçmesi hâlâ nadir ve cesur bir hareket. Herkesin daha büyük, daha gürültülü, daha çok içerik ürettiği bir çağda, "yeterli, ben bir süre kumda oturacağım" demek küçük bir isyandır. Şarkının yayınlandığı dönemde bunun bedelini de ödedi. Ama zamanla, bu tavrın bir zayıflık değil bir tercih olduğu daha iyi anlaşıldı.

Son olarak, bu şarkı basitçe iyi hissettiriyor ve bunun küçümsenecek bir tarafı yok. Ağustos sonunda, kalabalık bir sahilde, gün batımına doğru ilerlerken kulaklığınızda bu parça çaldığında hissettiğiniz şey karmaşık bir duygudur: aynı anda hem mutluluk hem de o mutluluğun geçiciliğine dair hafif bir hüzün. Türkiye'de yaz tatilinin son günlerinde, dönüş yolculuğu yaklaşırken denize son kez bakarken hissedilen o tuhaf burukluk neyse, "Solar Power"ın kalbindeki duygu da tam olarak odur. Güneş harika, güneş şifalı, güneş herkesi bir araya getiriyor. Ve tam da bu yüzden, batacağını bilmek insanın içini acıtıyor.


Daha derine dalmak için

🎧 Sesin içine dalın

📚 Hikâyeyi takip edin

🌍 Mekânları ziyaret edin

🎸 Kendiniz deneyimleyin


🎵 Bu şarkıyı dinle

🤖 Daha fazlasını sor
Tags
20s