SONGFABLE · 1978

September

EARTH WIND & FIRE · 1978 · LOS ANGELES, USA

TL;DR: "September" aslında belirli, gerçek bir günü değil; bellekte mükemmelleşmiş, kusursuz bir mutluluk anını kutluyor. Şarkının en ünlü dizesindeki o ünlü tarih bile, sırf kulağa hoş geldiği için seçilmiş anlamsız bir ayrıntı — ve işte tam da bu anlamsızlık, şarkıyı evrensel kılıyor.
Listen elsewhere

We couldn't link a Spotify track for this story. Try searching the title on song.link to find it on your preferred service.

Şarkının asıl sırrı: hiçbir şey hakkında değil, ama her şey hakkında

Çoğu büyük şarkı bir hikâye anlatır: bir ayrılık, bir kavga, bir özlem. "September" ise bunların hiçbirini yapmaz. Şarkı, geçmişte yaşanmış bir gecenin saf, kayıtsız sevincini anlatır — kimin kiminle dans ettiğini, neden mutlu olunduğunu, o anın neden bu kadar özel olduğunu asla net biçimde söylemeden. İçinde belirgin bir olay yok, dram yok, sonuç yok. Sadece bir his var: hatırlandıkça daha da güzelleşen bir an.

İşin en şaşırtıcı tarafı, şarkının kalbindeki o meşhur tarihin tamamen tesadüfi olmasıdır. Şarkının söz yazarlarından Allee Willis'in yıllar sonra anlattığına göre, grup şarkıdaki belirli günü seçerken hiçbir özel anlam aramamış; sadece hangi rakamın melodinin üzerine en doğal, en akıcı biçimde oturduğuna bakmışlar. Willis, başka bir günü önerdiğinde grubun lideri Maurice White'ın bunu kulağa yeterince iyi gelmediği için reddettiğini söylemiş. Yani milyonlarca insanın her yıl kutsal bir yıldönümü gibi andığı o tarih, aslında bir şairin değil, bir müzisyenin kulağının kararıdır. Bu, "September"ı anlamak için anahtar: bu şarkı mantıkla değil, hisle inşa edilmiştir.

Disko değil, daha büyük bir şey: Earth, Wind & Fire'ın evreni

"September"ı doğru anlamak için Earth, Wind & Fire'ın 1970'lerin Amerikası'nda ne anlama geldiğini bilmek gerekir. Grubun kurucusu Maurice White, Memphis doğumlu, Chicago'da yetişmiş bir davulcu ve vizyonerdi. Stüdyo müzisyeni olarak yıllarca çalıştıktan sonra, sadece bir müzik grubu değil, neredeyse bir felsefe kurmak istedi. Grubun adı bile bir astroloji haritasından geliyordu: White'ın doğum haritasındaki element işaretlerine dayanıyordu. Sahne kıyafetlerinde Mısır sembolleri, piramitler, kozmik motifler vardı; konserlerinde illüzyonist David Copperfield ile çalışıp üyeleri havada uçuruyor, sahnede kaybediyorlardı. Yani EWF, funk, soul, caz, pop, Afrika ritimleri ve gösteri sanatını tek bir potada eriten, bilinçli olarak "yükseltici" bir deneyim tasarlıyordu.

Bu, döneminin baskın türü olan diskodan bilinçli bir kopuştu. 1978'e gelindiğinde disko zirvedeydi ama aynı zamanda bir tepkiyle de karşılaşıyordu — yüzeysel, ruhsuz bulanlar vardı. "September" disko ritmini taşır ama disko değildir; içinde gerçek bir funk grubunun canlı enerjisi, nefesli çalgıların (grubun ünlü "Phenix Horns" ekibinin) keskinliği ve gospel kökenli bir neşe vardır. Şarkı, 1978 sonunda yayımlanan bir derleme albümü için kaydedilmişti ve grubun en kalıcı imzası hâline geldi.

Türk dinleyici için buradaki kültürel köprü beklenenden yakın olabilir. 1970'lerin sonu ve 80'lerin başında İstanbul'un, Ankara'nın gece kulüplerinde, otel barlarında ve plak koleksiyoncularının evlerinde funk ve soul, Batı pop kültürünün arka kapısından sızıyordu. O dönemin Türk pop ve aranjman müziği — Türk müzisyenlerin yurt dışından getirdikleri plaklar, TRT radyosundan kaçamak çalan parçalar — bu nefesli çalgı düzenlemelerinden, bu ritim anlayışından besleniyordu. Bugün bir Türk dinleyici "September"ı duyduğunda, belki de farkında olmadan, yıllar önce bir düğün salonunda, bir radyo programında ya da bir reklam jingle'ında kulağına çalınmış o aynı neşeli nefesli çalgı patlamasını tanır. Şarkı, Türkiye'de hiç numarası olmamış olsa bile, kolektif bir kulak hafızasının parçası hâline gelmiştir.

Sözlerin kalbi: hatırlamanın kendisi bir kutlama

"September"ın sözlerini çözmek aslında bir paradoksu çözmektir. Şarkı sürekli geçmişe, "hatırlıyor musun" sorusuna döner. Bir gece, bir buluşma, bulutsuz bir gökyüzü, kalbi hızlandıran bir an anlatılır. Ama dikkatle bakıldığında, anlatıcı o anı bizzat yeniden yaşamıyor; onu hatırlamanın hazzını yaşıyor. Şarkının asıl konusu olay değil, belleğin o olayı nasıl altın bir tabakayla kapladığıdır.

Bu, çok ince ve insani bir gözlem barındırır. Hepimiz biliriz ki, geçmişteki mutlu anlar zihnimizde gerçekte yaşandıklarından daha parlak görünür. Acılar zamanla bulanırken, sevinçler keskinleşir. "September" işte tam bu psikolojik gerçeği bir şarkıya dönüştürür: anlatıcı, sevdiği kişiyle paylaştığı o günü o kadar çok, o kadar sevgiyle hatırlamıştır ki, anı artık gerçeklikten daha gerçek hâle gelmiştir. Şarkıdaki o ünlü, anlamsız hece dizisi — neşeli, sözsüz mırıltı — tam da bunun kanıtıdır: bazı duygular için kelimeler yetersiz kalır, sadece bir melodi, saf bir ses çıkar.

Şarkı ayrıca aşkı asla sahiplenici ya da dramatik biçimde ele almaz. Burada kıskançlık, ihanet, kavuşamama yoktur. Sadece iki insanın bir araya geldiği ve o birlikteliğin yıllar sonra bile sıcaklığını koruduğu fikri vardır. Bu yüzden şarkı düğünlerde, mezuniyetlerde, doğum günlerinde, yılbaşı kutlamalarında çalınır — çünkü kaybı değil, sahip olunan iyi şeylerin kalıcılığını anlatır. Çoğu aşk şarkısı acıdan beslenirken, "September" minnettarlıktan beslenir. Bu, onu nadir bir tür hâline getirir.

Kültürel miras: dünyanın resmî mutluluk marşı

Yıllar içinde "September" tuhaf ve harika bir kadere ulaştı: neredeyse evrensel bir "mutlu olma" sinyaline dönüştü. Bir reklamda, bir filmde, bir spor müsabakasında ya da bir partide ilk birkaç notası çalındığı anda, ortamın enerjisi anında yükselir. Şarkı, sözlerinin spesifik içeriğinden tamamen bağımsız bir kültürel işlev kazandı: o, kolektif sevincin sesidir.

İnternet çağında bu konum daha da pekişti. Her yıl belirli bir tarih geldiğinde — şarkının o meşhur dizesindeki gün — sosyal medya, "September" referanslarıyla dolup taşar. İnsanlar, sözlerle dalga geçen, onları kutlayan, yeniden yorumlayan binlerce paylaşım yapar. Söz yazarının "anlamsız" olarak seçtiği o tarih, böylece her yıl gerçekten anlam kazanan, küresel ölçekte kutlanan bir gün hâline gelmiştir. Bu, sanatın kendi yaratıcısının niyetini nasıl aşabileceğinin güzel bir örneğidir: tesadüfi bir karar, milyonlarca insan için ritüele dönüşmüştür.

Şarkı sayısız kez yeniden yorumlandı, sample'landı, film müziği olarak kullanıldı. Genç nesil sanatçılar onu yeniden keşfetti; bir caz-pop sanatçısının daha yumuşak, akustik yorumu yeni bir kuşağı şarkıyla tanıştırdı. Earth, Wind & Fire'ın kendisi de zamanla bir kurum hâline geldi; Maurice White 2016'da hayatını kaybettiğinde, dünya çapında "September" çalarak onu uğurladı. Bir adamın kozmik vizyonla başlattığı grup, sonunda en basit ve en saf duyguyu — neşeyi — ölümsüzleştirmeyi başarmıştı.

Neden bugün hâlâ içimizi ısıtıyor

"September"ın yaklaşık elli yıl sonra hâlâ bu kadar canlı olmasının nedeni, belki de en az hesaplanmış şarkı olmasıdır. Bir mesaj vermeye, bir akım yaratmaya, bir kuşağı temsil etmeye çalışmaz. Sadece iyi hissettirmeye çalışır ve bunu kusursuzca başarır. Cinizmin, ironinin, sürekli kötü haberin baskın olduğu bir çağda, hiçbir art niyeti olmayan saf bir sevinç ifadesi neredeyse devrimci bir tazelik taşır.

Şarkı ayrıca belleğe dair söylediği şeyle de yaşlanmıyor. İnsan hatırlamaya devam ettikçe, geçmişteki güzel günleri zihninde parlattıkça, "September" güncel kalacak. Türkiye'de bir nişan töreninde, bir mezuniyet partisinde ya da yaz akşamı bir teras barında çalındığında, hangi yaştan olursa olsun insanlar aynı tepkiyi verir: gülümserler, omuzları gevşer, biri muhakkak o sözsüz nakaratı mırıldanmaya başlar. Şarkı dil bilmeyi gerektirmez; o nefesli çalgı patlaması ve o neşeli ritim, çevirisiz anlaşılır.

Belki de "September"ın en derin dersi şudur: mutluluğun illa büyük bir nedeni olması gerekmez. Bazen sadece bir gece, iyi bir arkadaş, güzel bir gökyüzü ve doğru bir melodi yeterlidir. Ve eğer şanslıysak, o anı yıllar sonra hatırladığımızda, gerçekte olduğundan daha da güzel buluruz. İşte bu yüzden şarkı asla eskimez — çünkü o, hatırlamanın kendisini, insan olmanın en tatlı yeteneklerinden birini kutluyor.


Daha derine dalmak için

🎧 Sesin içine dalın

Earth, Wind & Fire'ın evrenini gerçekten anlamak için tek bir şarkının ötesine geçmek gerekir. Grubun nefesli çalgı düzenlemelerinin ve kozmik funk anlayışının tüm gücünü duymak isteyenler için.

📚 Hikâyenin peşine düşün

Bir şarkının arkasındaki insanları ve dönemi okumak, dinleme deneyimini tamamen değiştirir. Maurice White'ın vizyonu ve 70'ler funk dünyası zengin bir okuma malzemesi sunar.

🌍 Mekânları ziyaret et

Earth, Wind & Fire'ın kökleri Memphis ve Chicago'nun zengin müzik geleneğine uzanır. O şehirlerin müzik tarihi, şarkının DNA'sını taşır.

🎸 Kendin deneyimle

"September"ın o bulaşıcı enerjisini sadece dinlemekle kalmayıp çalmak ya da yeniden yaratmak isteyenler için bazı kapılar var.


🎵 Bu şarkıyı dinle

🤖 Daha fazlasını sor
Tags
70s