SONGFABLE · 1968

Sympathy for the Devil

THE ROLLING STONES · 1968

Listen elsewhere

We couldn't link a Spotify track for this story. Try searching the title on song.link to find it on your preferred service.

Sympathy for the Devil - The Rolling Stones (1968)

1968 yılında, dünyanın alev aldığı bir yılda, The Rolling Stones bir samba ritmi üzerine kurulmuş, şeytanı birinci tekil şahıs olarak konuşturan bir şarkı yayımladı. "Sympathy for the Devil" bir kötülük övgüsü değil, kötülüğün tarihsel bir yolculuğa çıkarılmış, kibar ve eğitimli bir aynasıdır. Mick Jagger, dinleyiciye şeytanın aslında insanın kendisi olduğunu hatırlatır; ve bu hatırlatma yarım asırdan fazla bir süredir hâlâ rahatsız edicidir.

Hook

Şarkı, beklenebilecek her şeyin tersiyle açılır. Karanlık bir gitar riffi yerine, Brezilya kökenli bir perküsyon kalıbı — Rocky Dijon'un ellerinde canlanan conga vuruşları — duyulur. Bu, bir blues kaydından çok bir Rio sokağına ya da Afro-Karayip ayinine yakındır. Üstüne Mick Jagger'ın sesi bindiğinde, ortaya bir rock şarkısı değil, bir karşılama konuşması çıkar: zengin, görgülü, dünyayı çok gezmiş bir misafir, kendisini takdim etmektedir. Adını söylemez ama kim olduğunu sezdirir; çünkü onun varlığı, dinleyenin tanıdığı her felaketin içinde zaten gizlidir.

İşte "Sympathy for the Devil"ı 1968'in en cüretkâr pop metinlerinden biri yapan da bu retorik hamledir. Şarkı doğrudan dehşetten konuşmaz; dehşeti bir salon sohbetine, bir aristokrat monologuna, bir nazik tanıtım kartına dönüştürür. Dinleyici, kötülüğün kaba bir canavar olmadığını, son derece kültürlü bir varlık olarak karşımıza çıkabildiğini fark eder. Bu fark ediş tek başına, Stones'un en büyük kavramsal başarısıdır.

Şarkının yapısındaki "woo woo" arka vokalleri — Anita Pallenberg, Marianne Faithfull ve stüdyodaki dostların aniden katıldığı bir kaza eseri — bu kibar dehşeti karnavalvari bir kutlamaya çevirir. Şeytan partidedir, dans etmektedir, ve en kötüsü: çok eğlencelidir. Bu, dinleyicinin etik konforunu yıkar. Çünkü kötülüğü mahkûm etmek kolaydır; onunla aynı ritimde sallanmak ise insanın kendi gölgesine bakmasını gerektirir.

Background

Şarkının kıvılcımı, edebiyattan gelir. Marianne Faithfull, Jagger'a Mikhail Bulgakov'un Sovyet Rusyası'nda yıllarca yasaklı kalmış romanı "Usta ile Margarita"yı (1967'de Batı'da yeni yayımlanmıştı) hediye etmişti. Romanın kahramanı, 1930'ların Moskovası'na ziyaretçi olarak gelen, kendisini Profesör Woland diye tanıtan ve aslında şeytan olan bir centilmendir. Bulgakov'un şeytanı bir korku figürü değil; ironik, bilgili, hatta bazen adildir. Stalin'in Moskovası'nda asıl korkunç olanın kim olduğunu sorgulatır.

Jagger bu fikre vurulur. Başlangıçta Bob Dylan tarzı bir folk ezgisiyle yola çıkar; Keith Richards'ın stüdyo önerisiyle parça önce blues'a, sonra Brezilya bossa-samba hibridine evrilir. Bu dönüşüm, Jean-Luc Godard'ın 1968 yapımı "One Plus One" filminde kayda alınır. Godard, Stones'un Olympic Studios'taki seansını filmlerken, şarkı resmen "doğmakta olan" bir nesne olarak görünür. Bir folk numarası, bir vaazımsı itiraf monologuna, sonra bir karnaval marşına dönüşür. Belge niteliğindeki bu çekim, popüler müzikte nadir görülen bir şeyi gösterir: bir şarkının düşünce eseri olarak inşası.

Şarkı, "Beggars Banquet" albümünün açılış parçası olarak Aralık 1968'de yayımlanır. Albüm kapağı (orijinal banyo duvarı tasarımı) plak şirketi tarafından sansürlenmiş; grup, "White Album"un yıllık taçlandırma yarışında The Beatles'a karşı yepyeni bir karanlık olgunluk vaat etmektedir. "Sympathy for the Devil" bu albümün manifestosudur. Stones, masum 60'ların pop grubu olmaktan çıkıp, çürümenin ve aşırı bilincin sözcüsü olduklarını ilan ederler.

Kayıt sürecinde Brian Jones, grubun kurucusu, neredeyse hayalet gibidir. Bazı kaynaklara göre o seansa hiç katılmamış, bazılarına göre maracas çalmıştır. Şarkı, aslında bir Brian Jones şarkısı değildir; o sırada Rolling Stones'un içine doğduğu yeni karanlık çağın şarkısıdır. Brian, ertesi yıl havuzda boğularak ölecek; "Sympathy" ise grupla beraber tarihin akışına dahil olmaya devam edecektir.

Real meaning

Şarkının metni, kötülüğü kişileştiren bir monologdur; ama gerçek dehası, kötülüğü tarih boyunca insanın yaptığı şeylerin içine yerleştirmesindedir. Anlatıcı, kendisini İsa'nın çarmıha gerilmesinden Çar ailesinin (Romanov'ların) infazına, Yüz Yıl Savaşları'ndan Nazi tanklarının Avrupa'da ilerleyişine kadar uzanan büyük şiddet sahnelerinin arka planına yerleştirir. Önemli olan şudur: anlatıcı bu olayları yapmamıştır; orada bulunmuştur. Olayların failleri insanlardır. Şeytan, yalnızca onların hevesini izleyen, zaman zaman selamlayan, gerektiğinde ad ve takdim isteyen bir tanıktır.

Bu, "şeytan tasviri" değil; şeytan teolojisinin bir tersine çevrilmesidir. Geleneksel Hıristiyan teolojisinde Lucifer, kötülüğün kaynağıdır; insan onun ayartmasına kapılır. Stones'un metninde ise tam tersi: insan, kendi şiddetinin nedenidir, ve "şeytan" sadece bunun adı, etiketi, suç ortağı sıfatıdır. Şarkının ünlü "tahmin et adımı ne" oyunu, dinleyiciye bir bilmece sunar; ama bilmecenin cevabı, kendi tarih kitabımızdadır.

Şarkıdaki Kennedy göndermesi, kayıt sırasında olayların hızıyla değişmek zorunda kalmıştır. Şarkı yazıldığında yalnız John F. Kennedy'nin (1963) suikastine atıf vardı; ancak kayıt sürerken Robert F. Kennedy de Haziran 1968'de vurulur. Jagger, çoğul forma geçer. Bu küçük gramer değişikliği, tarihin canlı bir şarkıya nasıl müdahale ettiğinin neredeyse dokümanter bir kanıtıdır.

Sonra şarkının asıl etik darbesi gelir: tüm bu kıyımları sıraladıktan sonra anlatıcı, kibarca tanınmayı talep eder. İnsanın kendini suçluluktan kurtarmak için kötülüğü "şeytan"a yıkmasını ister gibidir. Ancak bu talep, aslında insan üzerine söylenmiş bir hakikattir: cellatlarla azizler aynı dünyada yaşar, ve onları birbirinden ayıran şey çoğu zaman koşullar, tarih, uzlaşmalardır. Bu fikir Hannah Arendt'in "kötülüğün sıradanlığı" tezine şaşırtıcı biçimde yakındır. Stones, 1968'de, samba ritminde, Arendt'in 1963'te Eichmann üzerine yazdıklarını söylüyordu.

Şarkının çevresinde efsaneler de türemiştir. Aralık 1969'da Altamont Free Concert'te, Stones bu şarkıyı çaldığı sırada bir izleyici Hells Angels üyeleri tarafından öldürüldü. Yıllarca dolaşan söylenti şarkının "lanetli" olduğuydu. Aslında Meredith Hunter, "Sympathy" sırasında değil, "Under My Thumb" sırasında öldürüldü; ama efsane, şarkının kendi argümanını kanıtladı: insanlar bir şiddet için adlandırılabilir bir suçlu ararlar, ve şeytanlar daima müsaittir.

Anadolu rock penceresinden: Türkiye için kültürel bağlam

1968 yılı, Türkiye'de de yeni bir müzikal bilincin doğum yılıdır. Aynı yılın Eylül ayında Cem Karaca, Apaşlar'la birlikte "Emrah" gibi parçaları kaydetmektedir; Moğollar henüz kurulmaktadır; Erkin Koray ise elektrikli gitarla halk ezgilerini bir araya getiren erken denemelerini sürdürmektedir. Anadolu rock, tam olarak Stones'un "Beggars Banquet"ı yayımladığı sıralarda, Batı'nın gitar dilini Anadolu'nun türkü kütüphanesiyle harmanlayarak yerli bir karşı-kültür sözcüğü kurmaktaydı.

"Sympathy for the Devil"ı Türk dinleyicinin kulağına yabancı kılmayan da budur. Anadolu rock, başından beri tek bir ezgiyi sürekli tekrarlanan bir perküsyon zemini üzerine kurma alışkanlığına sahipti; bağlamanın trans benzeri döngüleri, Stones'un congalarla kurduğu o aynı hipnotik kıvamla akrabaydı. Cem Karaca'nın 1970'lerin ortasında Dervişan'la yaptığı "Tamirci Çırağı" gibi sosyal eleştiri parçalarında da görülen "anlatı içinden konuşan karakter" tekniği, "Sympathy"deki birinci tekil şahıs şeytan monologuyla yapısal akrabadır. Hem Stones hem Karaca, dinleyiciye bir konuşmacıyı tanıştırır ve dinleyiciyi o konuşmacının ahlaki konumunu kendisinin tartmasına bırakır.

Barış Manço'nun da bu meseleye dolaylı katkısı vardır. Manço, kötülüğü doğrudan adlandırmaktansa, Anadolu tasavvuf geleneğindeki "nefs" kavramını popüler şarkılarda dolaştırmıştır. "Dağlar Dağlar" gibi parçalarda görülen yalnızlık, ayrılık, kendiyle hesaplaşma motifleri, aslında Stones'un kötülüğü dışsal bir figürden çıkarıp insana iade ettiği o aynı hareketin yerel bir versiyonudur. Türk dinleyici için "Sympathy for the Devil"ı kavramak, Hıristiyan teolojisinin Lucifer'ından geçmek değil; tasavvufun "en büyük düşman içerdedir" öğretisinden geçmek anlamına gelir. Bu, şarkıyı pek çok Türk için doğal olarak çevrilebilir kılar.

1968 yılında İstanbul'da gençlik hareketleri de doruğa çıkmıştır. Aynı haftalarda 6. Filo'nun ziyaretine karşı protestolar, üniversite işgalleri, ve "Kanlı Pazar" yaşanır. Stones, Avrupa'da Mayıs 68 barikatlarının duman tüten resmini izlerken "Sympathy"yi son haline getiriyordu; Türkiye'de de aynı yıl benzer bir kuşak, kim olduklarını ve kime karşı olduklarını yeniden tanımlıyordu. Şarkının "tahmin et adımı ne" sorusu, o yıl Türkiye'de sokakta da, parlamentoda da, ailelerde de farklı suretlerde sorulmaktadır.

İnönü Stadyumu (bugünkü Vodafone Park'ın eski hali), Stones'un Türkiye ile en somut karşılaşmasının da sahnesidir. Stones, Türkiye'ye nispeten geç gelir; ama geldiklerinde, bu eski stadyum şehir hafızasının önemli mihenklerinden biri olarak onları karşılar. Boğazın ve tarihin kıyısındaki bu yapı, milyonlarca insanın futboldan konserlere kadar ortak hatıralarını biriktirmiştir. Stones'un "Sympathy"yi burada söylediği bir gece düşünüldüğünde, şarkının "tarihe tanıklık eden şeytan" figürü, Bizans'tan Osmanlı'ya, Cumhuriyet'ten bugüne pek çok kıyımı yakından izlemiş bir şehrin kalbinde bambaşka bir akustik kazanır.

Türkiye için bir başka önemli kültürel bağlantı, Yaşar Kemal'in romanlarında ve Aziz Nesin'in hicvinde görülen "iyiyle kötünün ayrılmazlığı" temasıdır. Yaşar Kemal'in İnce Memed'i nasıl hem eşkıya hem kahramansa, Stones'un şeytanı da hem fail hem tanıktır. Aziz Nesin'in mizahı, Türk siyasal hayatındaki kötülüğü adlandırırken aynı kibar ironi tonunu kullanır: gülerek söyler, ama söylediği şey çok ciddidir. "Sympathy" bu damarın Anglosakson akrabasıdır.

Why it resonates today

Şarkının yarım asrı aşan dayanıklılığı, "şeytan" figürüne duyulan ilgiden değil; modern hayatın artan bir biçimde sorunu kendi dışına atma alışkanlığından kaynaklanır. Algoritma şeytandır, kapitalizm şeytandır, devlet şeytandır, ötekiler şeytandır. Stones'un metni, bütün bu dış adlandırma trafiğinin ortasına bir ayna koyar: peki bu işlerin asıl faili kimdir? Hangi tıklamayı, hangi oyu, hangi sessizliği siz verdiniz?

2020'lerin sosyal medya ortamı bu sorunun şiddetini artırır. Internet, kötülüğü adlandırma ekonomisidir; her gün yeni bir "kötü adam" üretir, eskisini iyileştirmek gibi bir niyet beslemez. "Sympathy for the Devil"ın bugünkü dinleyicide uyandırdığı huzursuzluk, bu adlandırma şenliğinin masum olmadığını hatırlamasıdır. Şeytanı çağırmak, aslında onunla bir paylaşımı kabul etmektir.

Şarkı aynı zamanda otoriter dönemlerin müzikal işaretlerinden biri olmaya devam ediyor. Otoriterlik, kötülüğü daima "öteki"de bulur ve böylece "biz"in eleştirilemez kalmasını sağlar. Stones'un metni tam aksine, "biz" ile "öteki" arasındaki o rahat duvarı yıkar. Bu yıkım, demokratik düşüncenin temel jestlerinden biridir. Söz konusu olan, kötülükle empati değil; kendi yaptıklarımıza dürüst bakmaktır.

Müzikal olarak şarkının dayanıklılığı, samba kalıbının yorulmazlığında saklıdır. Brezilya kökenli ritim, dinleyiciyi şarkı boyunca bedeniyle katılmaya zorlar. Bu katılım, dinleyicinin metinle pasif bir ilişki kurmasını imkânsız kılar; çünkü bedeni şarkıyla beraberdir. Etik olarak söylenebilecek en güçlü itiraf, "ben de dans ediyorum" itirafıdır. Stones, dinleyiciyi tam buraya getirir.

Bugün "Sympathy for the Devil", popüler kültürün şiddet ve karizma arasındaki gri bölgeye dair en olgun belgelerinden biri olarak duruyor. Filmlerde tirana eşlik eden bir tema, dizilerde antikahramanın yürüyüş müziği, podcastlerde tarih anlatımının imzası olarak yeniden ve yeniden duyuluyor. Hep aynı şeyi söylüyor: kötülüğü tanırsanız, ondan korkmazsınız; ondan ne korkmazsanız, içinizdeki payını da inkâr etmezsiniz.

Türkiye'de yaşayan bir dinleyici için belki en kalıcı ders şudur: Anadolu kültürü, "nefsiyle savaşan insan" figürünü zaten yüzyıllardır taşımaktadır. Stones'un Londra ve Rio arasında 1968'de yaptığı sentez, aslında bu ezeli düşüncenin pop müziğin diline geçmiş halidir. Şarkıyı dinlemek, bir karşılaşma kurmaktır: dervişin nefs anlatısı ile Bulgakov'un Profesör Woland'ı, Cem Karaca'nın tamirci çırağı ile Mick Jagger'ın sahnedeki centilmen şeytanı, hep aynı meydanda buluşurlar. Ve o meydanda dinleyiciye sorulan soru hep aynıdır: peki sen kimsin?

Daha derine dalmak için

🎧 Müziğe dal

Beggars Banquet (The Rolling Stones) "Sympathy for the Devil"ın yuvası olan albüm. Stones'un masum pop grubu kimliğinden çıkıp, blues, country ve karanlık olgunluğa doğru yaptığı dönüm noktası kaydı. → Search

Apaşlar / Kardaşlar Dönemi (Cem Karaca) Anadolu rock'ın 1968-1972 yıllarındaki kuruluş kayıtları. Stones'un yaptığına Türk topraklarında en yakın paralel arayışı sunan kayıtlar. → Search

📚 Hikayeyi takip et

Usta ile Margarita (Mikhail Bulgakov) Jagger'ın metnine doğrudan ilham veren roman. Şeytanı bir gentleman olarak Moskova'ya getirir ve gerçek dehşetin nerede olduğunu sorgulatır. → Search

One Plus One / Sympathy for the Devil (Jean-Luc Godard, belgesel) Godard'ın 1968 filmi şarkının stüdyoda nasıl şekillendiğini birebir belgeler. Aynı zamanda Mayıs 68 ruhunun bir görsel arşividir. → Search

🌍 İlgili yerleri ziyaret et

Olympic Studios, Londra Şarkının Haziran 1968'de kaydedildiği stüdyo. Bugün sinema ve kafe olarak yaşamaya devam ediyor; binanın akustik ruhu hâlâ orada. → Search

Vodafone Park / eski İnönü Stadyumu, İstanbul Boğaz kıyısındaki bu alan, Stones'un Türkiye konserlerinde kalbinin attığı yerdir. Tarihin tanığı olan bir mekânda "Sympathy"yi dinlemenin akustiği başkadır. → Search

🎸 Kendin deneyimle

Conga / djembe perküsyon takımı Şarkının kalbi olan samba ritmini bizzat çalmadan tam anlamak zordur. Evde basit bir conga ile şarkının döngüsünü kurmayı deneyin. → Search

Tofta plak, Sympathy for the Devil 12 inç vinil Şarkıyı analog formatta dinlemek, Brian Jones döneminin son nefesini hissetmenin en yakın yoludur. Vinilin sıcaklığı metnin soğuk ironisiyle güzel bir karşıtlık kurar. → Search


🎵 Listen on all platforms

🤖 Devam etmek için:

  1. Bulgakov'un Profesör Woland'ı ile Goethe'nin Mefisto'su arasındaki farklar Stones'un şeytanını nasıl şekillendirir?
  2. Anadolu rock'ın "nefs" temasıyla Batı rockunun "şeytan" teması arasındaki teolojik köprü nasıl kurulur?
  3. Altamont Free Concert efsanesi, bir şarkının kendi argümanını gerçeklikte nasıl "kanıtladı" — ve bu, popüler müziğin etik sorumluluğu hakkında ne söyler?
Tags
60s