SONGFABLE · 2016

Starboy

THE WEEKND FT. DAFT PUNK · 2016 · TORONTO, CANADA

Starboy - The Weeknd ft. Daft Punk (2016)

TL;DR: "Starboy", The Weeknd'in eski kimliğini törensel bir şekilde gömdüğü ve süperstarlık denilen altın kafesi hem kucakladığı hem de sorguladığı bir parça. Daft Punk'ın soğuk, mekanik prodüksiyonu, şarkıcının Etiyopyalı-Kanadalı kökenlerinden gelen melankoliyle birleşince ortaya 21. yüzyıl şöhretinin en kesin sonik portresi çıkıyor: parlak, yalnız ve robotik.


Toronto'nun kuzey banliyölerinden, Scarborough'un kar altındaki apartman bloklarından çıkan bir gencin, on yıl içinde Fransız elektronik müziğin en gizemli ikilisiyle stüdyoya girip kendi geçmiş benliğini sembolik olarak öldürdüğü bir şarkı yazdığını düşünelim. 2016 sonbaharında yayınlanan "Starboy", tam olarak böyle bir an. Abel Tesfaye, "The Weeknd" karakterini değiştirmek için Daft Punk'ı bir cellat olarak değil, bir törenin baş rahipleri olarak çağırıyor. Şarkı, popun yüzeyinde basit bir gösteriş anthem'i gibi durur, ama altında çok daha katmanlı bir hesaplaşma yatar.

Kanca: Anadolu rock'tan İnönü'ye uzanan bir paralel

Türkiye'de büyüyen herhangi biri için, bir sanatçının "eski kendini öldürme" jesti yabancı değildir. Cem Karaca'nın 1970'lerde Apaşlar'dan Kardaşlar'a, oradan Moğollar'a ve nihayetinde Dervişan'a geçişi; Barış Manço'nun Kaygısızlar'dan "Barış Manço" markasına evrilmesi; hatta yakın dönemde Teoman'ın Mirkelam üslubundan koparak kendi melankolik karakterini inşa etmesi - hepsi sanatçının önceki maskesini bir yan ürün gibi geride bıraktığı dönüm noktalarıdır. Anadolu rock, Batı formlarını yerel bir ruhla yeniden döktüğünde, sanatçının kimlik dönüşümü neredeyse zorunlu bir ritüel haline gelmişti.

İnönü Stadyumu'nun 2010'lardaki yıkımı ve Vodafone Park olarak yeniden doğuşunu hatırlayanlar bilir: bazen bir şeyi yenilemek için onu yerle bir etmek gerekir. Eski tribünlerin betonu kırılırken bile, oraya ait hatıralar yeni yapının temellerine karışır. "Starboy" da tam böyle bir yıkım-yeniden inşa anıdır. Tesfaye, "Trilogy" döneminin uyuşturucu sisli, kederli, anonim figürünü buldozerle düzlüyor; ama o figürün gölgesi, yeni binanın her köşesinde hâlâ hissediliyor.

Arka plan: İki yörüngenin kesişimi

The Weeknd'in hikâyesi, Kuzey Amerika pop tarihinin en sıra dışı yükselişlerinden biri. 1990 doğumlu Abel Tesfaye, Etiyopya'dan Kanada'ya göç eden bir ailenin oğlu olarak Toronto'nun Scarborough bölgesinde büyüdü. Lise yıllarında okulu bırakıp arkadaşlarıyla bir apartman dairesinde yaşadığı, evi terk ettiği "the weeknd"i (hafta sonu) sanatçı adı olarak seçtiği iyi bilinen bir hikâye. 2011'de YouTube'a isimsizce yüklediği üç mixtape - "House of Balloons", "Thursday", "Echoes of Silence" - alternatif R&B'nin gramerini değiştirdi: yavaş, karanlık, narkotik, gotik.

Diğer yörüngede ise Daft Punk var. Thomas Bangalter ve Guy-Manuel de Homem-Christo, 1990'ların ortasından beri yüzlerini kasklarının arkasına saklayan, French house'u küresel bir dile çeviren ikili. 2013'teki "Random Access Memories" albümü, disko ve yumuşak rock'ın stüdyo işçiliğine bir saygı duruşuydu ve "Get Lucky" ile dünya çapında bir hit yakaladılar. Pharrell Williams ile çalıştıkları o albüm, robotların duygusallıkla ne yapabileceğini gösterdi.

İki yörünge 2015-2016'da kesişti. Tesfaye, ikinci stüdyo albümü "Beauty Behind the Madness" ile zaten süperstarlığa adım atmıştı - "Can't Feel My Face" ve "The Hills" radyolarda hüküm sürüyordu. Ama o, açıkça Michael Jackson'ın "Thriller" momentumunu hedefliyordu: sadece hit değil, kuşak tanımlayıcı bir albüm. Daft Punk'ı stüdyoya çağırması, sembolik olarak şu mesajı veriyordu: Ben artık underground'un karanlık şehzadesi değilim, ben pop tarihiyle konuşan biriyim.

Şarkının prodüksiyonu Los Angeles'taki Conway Recording Studios'da şekillendi. Bangalter ve Homem-Christo, parçanın iskeletini - o ürkütücü derecede minimal synth riffini, klostrofobik bas yürüyüşünü, tıkırdayan elektronik perküsyonu - inşa ettiler. Tesfaye'in vokali, bu mekanik manzaranın üzerinde neredeyse hayalet gibi süzülüyor. Şarkının soğukluğu kasıtlı: 1980'lerin "Thriller" sonrası Michael Jackson'ının "Dirty Diana"sındaki gibi parlak bir şehir geceliği, ama Bret Easton Ellis'in "American Psycho" romanından geçirilmiş.

Gerçek anlam: Bir kendini cinayet protokolü

"Starboy" kelimesi, David Bowie'nin "Starman"ine ve - daha doğrudan - 1976 filmi "The Man Who Fell to Earth"e bir göndermedir. Bowie, "Ziggy Stardust" karakterini 1973'te Hammersmith Odeon'da bir konser sırasında "öldürdüğünü" ilan ettiğinde, pop tarihinde yeni bir paradigma açmıştı: sanatçı bir karakter yaratır, onu yaşar, sonra ondan kurtulur. Tesfaye, bu Bowie geleneğine bilinçli olarak bağlanır. "Starboy" terimi, kibirli bir övünme gibi görünse de, aslında bir mezar taşı yazısıdır. Eski The Weeknd - uzun, dağınık saçları, sürekli karanlıkta yaşayan, ismi henüz bilinmeyen genç adam - artık yok. Yerine geçen şey daha parlak, daha cilalı, daha az insan.

Şarkının sözleri, materyal ihtişamın bir kataloğu olarak okunabilir: lüks otomobiller, marka isimleri, şehrin tepesinden bakış. Ama bu katalog ironik bir tonla yüklüdür. Tesfaye, kendisini "yıldız oğlan" olarak ilan ederken, aynı zamanda eski kimliğine duyduğu pişmanlığı ve yeni kimliğin yalnızlığını da ima eder. Müzik videosu - Grant Singer yönetiminde - bu okumayı doğrular: parçanın başında, Tesfaye uzun saçlı eski kimliğini bir poşetle boğarak öldürür ve sonra kısa saçlı, parlak haç kolyeli yeni versiyonu olarak evi yeniden döşemeye başlar. Sembolizm o kadar açık ki, neredeyse bir manifesto.

Daft Punk'ın katkısı bu temayı sonik düzeyde kodlar. Robotlar - Bangalter ve Homem-Christo on yıllardır insan yüzlerini sakladılar - kimliğin maskelenebileceğini, performansın gerçeklikten ayrılabileceğini bedensel olarak kanıtlayan figürlerdir. Bir Etiyopyalı-Kanadalı gencin "starboy" olma yolundaki dönüşümünü kodlayan bir parçada onların varlığı, tematik olarak kusursuzdur. Müzik, "şöhret bir kostümdür" tezini, kostümlerin altında yaşayan iki adamla birlikte ortaya koyar.

Bir başka katman daha var: "Starboy", postmodern süperstarlığın ironik bilincine sahip bir şarkıdır. Tesfaye, kendi başarısının sahte olduğunu ima etmez; ama onu yaşayanın ne kadar değiştiğinin, eski "kendi"sinden ne kadar uzaklaştığının farkındadır. Bu, Drake'in aynı dönemdeki "Views" albümündeki melankoliye yakın bir duygu - Toronto'nun iki büyük ihracatı, küresel şöhretin getirdiği kopuşu farklı dillerde anlatıyordu.

Türkçe okur için kültürel bağlam

Türkiye'de The Weeknd, 2010'ların ikinci yarısında Spotify'ın ülkeye girişiyle birlikte hızla yaygınlaştı. 2017'de "Starboy" turnesinin Avrupa ayağı, Türkiyeli hayranlar arasında ciddi bir beklenti yaratmıştı - sanatçının Türkiye'ye ilk konseri için yıllar geçecek olsa da. Bugün İstanbul'un kafelerinde, Ankara'nın Tunalı Hilmi'sindeki gece çıkışı yürüyüşlerinde, İzmir'in Alsancak'ında "Starboy"un o tanıdık synth riffini duymak sıradan bir deneyim haline geldi.

Şarkının Türk kulağına özellikle tanıdık gelen bir tarafı var: melankoli ve gösterişin yan yana durması. Türk pop ve arabesk geleneği, "her şeye sahip ama mutsuz" figürünü onlarca yıldır işliyor. Müslüm Gürses'in "Affet" gibi bir parçası, Ferdi Tayfur'un melankolik kabadayı portreleri, hatta yakın dönemde Sezen Aksu'nun "Gülümse" gibi şarkıları, hep dış parlaklığın iç karanlığı saklamadığını anlatır. Tesfaye'in "starboy" karakteri, bu geleneğin küresel R&B versiyonu olarak okunabilir. Lamborghini bir at arabası, Beverly Hills bir Boğaz villası olabilir; ama anlatılan duygu - "şöhret seni kurtarmaz" - aynıdır.

Bir başka kültürel köprü, Tesfaye'nin Habeşistan kökenleri. Etiyopya ve Türkiye arasında, Osmanlı-Habeşistan ilişkilerinden 19. yüzyıldaki diplomatik bağlara uzanan eski bir tarih var. Daha güncel olarak, Addis Ababa ile İstanbul arasında günlük uçuşlar, Anadolu'da yaşayan Etiyopyalı topluluklar, Türk üniversitelerinde okuyan Etiyopyalı öğrenciler iki ülkeyi sessizce birbirine bağlıyor. Tesfaye'in göçmen kimliği - Toronto'da Etiyopyalı bir aileden çıkıp küresel bir simgeye dönüşmesi - Avrupa'ya göç eden Türk işçilerinin çocuklarının hikâyesiyle yapısal olarak benzerdir. Tarkan'ın Almanya doğumlu olup Türkiye'ye dönüşü, Sıla'nın aile geçmişindeki göç hatları, bu paralelin müzik tarihindeki yansımalarıdır.

Daft Punk'ın Türkiye ile ilişkisi de göz ardı edilmemeli. Fransız ikili, 2007'deki "Alive" turnesinin Avrupa kollarında Türkiyeli elektronik müzik camiası tarafından yakından izlendi. Türkçe sözlü elektronik üretim - Mercan Dede'nin Sufi-elektronik sentezi, mor ve ötesi'nin synth deneyleri - Daft Punk'ın küresel etkisinin yerel yansımalarıdır.

Bugün neden hâlâ rezonans yaratıyor

"Starboy", yayınlanmasından on yıl sonra, ironik bir şekilde daha da güncel hissettiriyor. Sebepleri birkaç katmanda okunabilir.

Birincisi, kimlik akışkanlığı çağındayız. Sosyal medya, herkesi kendi "starboy" karakterini inşa etmeye, eski versiyonlarını silmeye, yeniden markalamaya zorluyor. Bir Instagram profili güncellemek, bir TikTok hesabını yeniden açmak, bir LinkedIn biyografisini değiştirmek - hepsi mikro düzeyde "Starboy" jestleridir. Tesfaye'in 2016'da sembolik olarak yaptığı şeyi, milyonlarca insan haftada bir kez yapıyor.

İkincisi, yapay zekânın yükselişi "robot vs. insan" temasını yeniden gündeme getirdi. Daft Punk'ın kasklı estetiği, 2016'da gizemli bir performans seçimiydi; 2026'da ise herkesin kendi sentetik avatarını oluşturabildiği bir dünyanın habercisi gibi okunuyor. "Starboy"un soğuk prodüksiyonu, bugünün ChatGPT-üretimli pop'unun atası olarak yeniden değerlendirilebilir.

Üçüncüsü, şöhret yorgunluğu artık global bir tema. Olivia Rodrigo'dan Billie Eilish'e, Sezen Aksu'nun son dönem röportajlarına, herkes "başarının ağırlığından" bahsediyor. "Starboy"un Tesfaye'i, bu söylemin erken bir habercisidir: zirvedeyken zirveyi sorgulamak.

Dördüncüsü, şarkının kendisi - Daft Punk'ın 2021'deki ayrılığından sonra - bir tür epitaph (mezar yazısı) işlevi gördü. Fransız ikilinin son büyük işbirliklerinden biri olan "Starboy", artık sadece Tesfaye'in değil, Bangalter ve Homem-Christo'nun da bir geçiş anını işaretliyor. Robotların kasklarını çıkardığı andan geriye baktığımızda, "Starboy" iki kariyerin kesiştiği son büyük an olarak parlıyor.

How to dive deeper

🎧 Dinle

📚 Oku

🌍 Ziyaret et / Deneyimle

🎸 Yan parçalar


Tüm dinleme bağlantıları: song.link/starboy-weeknd

Düşünmek için üç soru:

  1. Bir sanatçının "eski kendini öldürmesi" jesti, bugünün sosyal medya çağında hâlâ anlamlı bir performans mı, yoksa herkesin yaptığı sıradan bir kimlik güncellemesi mi?
  2. Türk pop tarihinde, "Starboy" benzeri bir kimlik dönüşümünü en cesur şekilde gerçekleştiren sanatçı kimdir - Cem Karaca mı, Sezen Aksu mu, Tarkan mı?
  3. Daft Punk'ın 2021'deki ayrılığından sonra "Starboy"u yeniden dinlemek, parçanın anlamını nasıl değiştiriyor?

🤖

Tags