SONGFABLE · 1991

In the Closet

MICHAEL JACKSON · 1991

TL;DR: "In the Closet" adının çağrıştırdığı gibi bir cinsel kimlik itirafı değil; iki insanın dünyanın gözünden sakladığı, tutkulu ama gizli bir aşkın şarkısı. Michael Jackson burada kamera önünde yaşayan bir adamın, mahremiyetini koruma arzusunu dans pistine taşıyor.
Listen elsewhere

We couldn't link a Spotify track for this story. Try searching the title on song.link to find it on your preferred service.

Başlığın kurduğu tuzak

Bazı şarkılar daha ilk dinlenmeden yanlış anlaşılmaya mahkûmdur. "In the Closet" tam olarak böyle bir şarkı. İngilizcede "dolapta olmak" deyimi, uzun yıllardır cinsel yönelimini saklayan biri için kullanılır. 1991'in sonunda Michael Jackson'ın yeni albümü Dangerous piyasaya çıktığında, pek çok dinleyici ve magazin yazarı bu başlığa bakıp hemen bir itiraf beklentisine kapıldı. Oysa şarkı, bambaşka bir kapıyı aralıyordu.

Gerçekte "In the Closet", saklanması gereken bir aşkı anlatıyor. İki kişi arasında yaşanan, tutkulu, fiziksel ve yoğun bir ilişki; ama bu ilişki kamuya açılmamalı, kimse bilmemeli, dedikoduya malzeme olmamalı. Anlatıcı, sevgilisinden bu sırrı birlikte korumasını istiyor. Başlıktaki "dolap", bir kimliğin değil, bir ilişkinin saklandığı yer. Bu fark ilk bakışta küçük görünse de şarkının bütün ruhunu değiştiriyor.

İşin ironik yanı şu: Dünyanın en çok izlenen insanlarından biri olan Michael Jackson, belki de hayatı boyunca en çok özlediği şeyi, yani görünmez olabilmeyi, bu şarkıya gömmüştü. Magazin basınının her hareketini takip ettiği bir dönemde, "bu aşk sadece ikimizin" demek bir tür isyandı.

Dangerous dönemi: Kral yeni bir ses arıyor

Şarkının doğduğu atmosferi anlamak için 1980'lerin sonuna dönmek gerekiyor. Michael Jackson, Thriller ve Bad albümleriyle pop müziğin zirvesine çoktan yerleşmişti. Ancak 1990'ların başında müzik dünyası hızla değişiyordu. Hip-hop sokaklardan listelere yükseliyor, R&B yeni bir ritim diliyle yeniden doğuyordu. Jackson, uzun yıllar birlikte çalıştığı yapımcı Quincy Jones ile yollarını ayırmış ve kendi sesini yeniden tanımlamak istemişti.

Bu arayışta karşısına çıkan isim Teddy Riley oldu. Riley, "new jack swing" adı verilen türün mimarlarından biriydi. Bu tür, R&B'nin duygusal vokallerini hip-hop'un sert, kesik davul kalıplarıyla birleştiriyor; hem kulübe hem radyoya uygun, enerjik bir ses yaratıyordu. Dangerous albümünün ilk yarısı büyük ölçüde bu yeni sesin damgasını taşır ve "In the Closet" bu işbirliğinin en cesur örneklerinden biridir.

Şarkının yapımı hakkında anlatılan en ilginç hikâyelerden biri, aslında bir düet olarak tasarlanmış olmasıdır. Rivayete göre Jackson, parçayı ilk başta Madonna ile birlikte seslendirmeyi düşünmüştü. İki pop ikonu o dönemde yakın bir arkadaşlık kuruyordu ve birlikte bir şarkı yapma fikri konuşuluyordu. Ancak anlatılana göre Madonna'nın şarkının sözlerine ve tonuna dair fikirleri Jackson'ınkiyle örtüşmedi; Madonna daha açık ve provokatif bir yön isterken Jackson'ın daha örtük bir hikâye anlatmak istediği söylenir. Sonunda proje farklı bir şekilde tamamlandı.

Albüm kitapçığında şarkıdaki kadın sesi yalnızca "Mystery Girl" yani "Gizemli Kız" olarak geçiyordu. Bu isimsizlik, şarkının gizlilik temasıyla o kadar iyi örtüşüyordu ki, bunun bilinçli bir oyun olduğunu düşünmemek zor. Yıllar içinde bu gizemli sesin sahibinin Monako Prensesi Stéphanie olduğu ortaya çıktı. Bir Avrupa kraliyet ailesinin üyesinin, dünyanın en ünlü pop yıldızının şarkısında adı verilmeden fısıltılı bir karşı ses olarak yer alması, şarkının kendi hikâyesine yakışan bir sır gibiydi.

Türk dinleyiciler için bu döneme dair özel bir bağlantı da var. Dangerous albümünün ardından başlayan dünya turnesi, 1993 sonbaharında İstanbul'a uğradı. Anlatılana göre Michael Jackson, İnönü Stadyumu'nda on binlerce hayranın önünde sahneye çıktı ve bu konser, Türkiye'de pop müzik tarihinin en çok konuşulan olaylarından biri oldu. O gece stadyumu dolduran gençlerin çoğu için Dangerous şarkıları, Batı pop kültürüyle kurulan en doğrudan temas noktasıydı. Konser öncesinde ve sonrasında yaşanan heyecan, dönemin gazete manşetlerine de taşınmıştı.

Şarkının kalbi: Sırrı korumak

Sözleri doğrudan aktarmadan anlatmak gerekirse, "In the Closet" iki katmanlı bir yapı üzerine kurulu. Bir yanda fiziksel bir çekim, bir arzunun neredeyse nefes nefese dile getirilişi var. Diğer yanda ise sürekli tekrarlanan bir ricada somutlaşan bir kaygı: Bu ilişki kimseye anlatılmamalı. Anlatıcı, sevgilisine bu tutkunun ikisinin arasında kalmasını, dışarıya sızmamasını istiyor.

Şarkının açılışında Jackson'ın neredeyse konuşur gibi, fısıltıyla verdiği bir giriş bölümü bulunur. Bu bölümde anlatıcı, karşısındakine ne hissettiğini ve bu hissin neden gizli kalması gerektiğini sakin, neredeyse itiraf eden bir tonla açıklar. Ardından ritim girer ve şarkı birden kıvrak, gergin bir dans parçasına dönüşür. Bu geçiş, sırrın içindeki çelişkiyi mükemmel biçimde yansıtır: İçeride sessiz bir bağlılık, dışarıda ise durdurulamaz bir enerji.

"Gizemli Kız"ın bölümleri ise karşı tarafın sesini temsil eder. Kadın karakter de aynı arzuyu hisseder, ama o da bu ilişkinin dünyaya açılmasından çekinir gibidir. İki ses birbirine yaklaşır, uzaklaşır, adeta bir dans eder. Şarkı boyunca kimse ilişkinin adını koymaz; bu isimsizlik şarkının asıl temasıdır.

Pek çok yorumcu, şarkının Jackson'ın kendi hayatına dair bir gönderme içerdiğini düşünür. Onun özel hayatı, 1980'lerin sonundan itibaren tabloid gazetelerin en sevdiği konulardan biri haline gelmişti. Her ilişkisi, her arkadaşlığı, her görünüşü spekülasyon konusu oluyordu. Bu bağlamda "In the Closet", bir tür savunma refleksi olarak da okunabilir: Herkesin her şeyi bilmek istediği bir dünyada, bazı şeylerin yalnızca iki kişiye ait olması gerektiğini söyleyen bir ses.

Şarkının müzikal yapısı da bu gerilimi destekler. Teddy Riley'nin elinden çıkan davul programlaması sert ve keskin; synthesizer katmanları karanlık ve baştan çıkarıcı. Jackson'ın vokali ise bir yandan nefes nefese ve ritmik, bir yandan yumuşak ve yalvarır gibidir. Onun karakteristik iç çekişleri, ani vurguları ve ritmin arasına serpiştirdiği küçük sesleri, şarkıya fiziksel bir his katar. Dinleyici, sözlerin ne dediğinden çok, sesin nasıl hissettirdiğini duyar.

Klip, tartışmalar ve bir dönem imgesi

"In the Closet" 1992 baharında single olarak yayımlandığında, beraberinde dönemin en çok konuşulan klip çalışmalarından biri geldi. Klibi, siyah beyaz fotoğrafçılığıyla ünlü Herb Ritts yönetti. Ritts, moda dünyasında yarattığı heykelsi, sıcak ve kumlu görüntüleriyle tanınıyordu ve bu estetiği Jackson'ın klibine taşıdı. Klipte Jackson'ın karşısında süper model Naomi Campbell yer alıyordu.

Görüntüler, çölde küçük bir kasabada, güneşin kavurduğu bir ortamda geçer. Jackson ve Campbell arasındaki danslar, Jackson'ın o güne kadarki kliplerinin çoğundan çok daha açık bir çekiciliği gözler önüne serer. Söylendiğine göre bu klip, Jackson'ın kamerada bu denli yetişkin ve romantik bir imajla görüldüğü ilk büyük prodüksiyonlardan biriydi. Bazı eleştirmenler bunu cesur bir kabuk değiştirme olarak alkışladı; bazıları ise imajındaki bu değişimi yadırgadı.

Şarkı listelerde de sağlam bir başarı yakaladı. Anlatılana göre ABD'de Billboard Hot 100 listesinde ilk on içine girdi ve Birleşik Krallık'ta da benzer şekilde üst sıralara tırmandı. Dangerous albümünün uzun single serisi içinde "In the Closet", en belirgin new jack swing parçası olarak öne çıktı.

Şarkının başlığı ise yıllar boyunca yanlış anlaşılmalara konu olmaya devam etti. Jackson'ın özel hayatı hakkında spekülasyon yapmak isteyenler için başlık kolay bir malzemeydi. Ancak şarkıyı dikkatle dinleyen herkes, anlatılan ilişkinin iki kişi arasındaki gizli bir romantizm olduğunu, bir kimlik açıklaması olmadığını fark eder. Bu yanlış anlaşılma bile, bir bakıma şarkının temasını doğrular: İnsanlar, kendilerine anlatılmayan şeyleri kendi hikâyeleriyle doldurmaya çok isteklidir.

Mirası: New jack swing'in zirvesi

Bugün geriye dönüp bakıldığında, "In the Closet" 1990'ların başındaki pop ve R&B sesinin kusursuz bir fotoğrafı gibidir. Teddy Riley ile Michael Jackson'ın buluşması, new jack swing türünü dünyanın en büyük sahnesine taşıdı. Bu tür daha önce Bobby Brown, Guy ve Keith Sweat gibi isimlerle Amerikan R&B çevrelerinde güçlenmişti; ama Jackson'ın küresel etkisi sayesinde Tokyo'dan İstanbul'a kadar herkes bu sesle tanıştı.

Şarkı, ilerleyen yıllarda pek çok sanatçıya ilham verdi. 1990'ların sonu ve 2000'lerin başında yükselen R&B yıldızlarının, fısıltılı girişleri, ritmik iç çekişleri ve sert davul üzerine kurulan duygusal vokalleri, bu tür parçaların mirasını taşır. Justin Timberlake gibi sanatçıların Michael Jackson'dan etkilendiğini açıkça dile getirmesi, bu çizginin nereye uzandığını gösterir.

Türkiye'de de 1990'lar, Batı pop müziğinin kasetler, uydu kanalları ve radyolar aracılığıyla hızla yayıldığı bir dönemdi. Özel televizyon kanallarının yayına başlamasıyla birlikte müzik klipleri Türk evlerine girdi ve Jackson'ın klipleri, bu yeni görsel kültürün en parlak örnekleri arasında yer aldı. "In the Closet" klibinin çöl manzaraları ve siyah beyaz estetiği, o yılların gençleri için Amerikan rüyasının bir kartpostalı gibiydi.

Bugün neden hâlâ dokunuyor?

Sosyal medyanın her anı paylaşılabilir kıldığı bir çağda, "In the Closet" beklenmedik bir güncellik kazandı. Bugün pek çok insan ilişkisini herkesin gözü önünde yaşamak ile onu kendine saklamak arasında gidip geliyor. Bir fotoğrafı paylaşmak mı, yoksa o anı yalnızca ikisi için bırakmak mı? Jackson'ın otuz yılı aşkın bir süre önce söylediği şey, bugün sıradan insanların her gün verdiği bir kararın özüne dokunuyor.

Şarkı aynı zamanda ünlülerin mahremiyeti üzerine süren tartışmanın da erken bir sesi. Michael Jackson, belki de modern çağın en fazla gözetlenen sanatçısıydı. Onun "bu bizim sırrımız" diyen sesi, bugün de her yıldızın, hatta her sıradan sosyal medya kullanıcısının içinde yankılanan bir özlemi dile getiriyor: Görülmeden sevilmek.

Müzikal olarak da şarkı eskimedi. Riley'nin prodüksiyonu, bugünün kulağına bile taze ve sert geliyor. Dans pistlerinde ya da retro çalma listelerinde çaldığında, ilk vuruştan itibaren bedeni harekete geçiren bir enerjisi var. Jackson'ın vokal performansı ise onun sadece bir dansçı ya da şov adamı değil, ritmi sesiyle çizen eşsiz bir şarkıcı olduğunu hatırlatıyor.

Son olarak şarkının başlığı etrafındaki yanlış anlaşılmalar da ona ayrı bir derinlik katıyor. "In the Closet", bir yandan bir aşk şarkısı, bir yandan da dinleyicinin önyargılarını ona geri yansıtan bir ayna. Her dinleyici, bu kapalı kapının ardında ne olduğunu kendi hayal gücüyle doldurur. Belki de şarkının en büyük başarısı budur: Hiçbir şeyi tam olarak açıklamadan, herkesi merak içinde bırakmak.


Daha derine dalmak için

🎧 Sesin içine gömülün

📚 Hikâyenin peşinden gidin

🌍 Mekânları ziyaret edin

🎸 Kendiniz deneyimleyin


🎵 Bu şarkıyı dinle

🤖 Daha fazlasını sor
Tags
90s