SONGFABLE · 1978

Ever Fallen in Love (With Someone You Shouldn't've)

BUZZCOCKS · 1978

TL;DR: Punk enerjisinin ardında saklanan bu şarkı, aslında asla âşık olmaman gereken birine tutulmanın acısını anlatır. Daha da şaşırtıcısı: ilham kaynağı romantik bir aşk değil, eski bir Hollywood müzikalinden savrulan tek bir replikti.
Listen elsewhere

We couldn't link a Spotify track for this story. Try searching the title on song.link to find it on your preferred service.

Punk'ın en romantik itirafı

Punk denince akla genellikle öfke, isyan, tükürük ve yırtık kot pantolonlar gelir. Ama 1978'de Manchester'dan çıkan bir grup, bu formülü baştan aşağı bozdu. Buzzcocks, gitarların hâlâ aynı hızla ve aynı hoyratlıkla çaldığı, ama sözlerin bir kavgadan değil kırık bir kalpten bahsettiği bir şey yaptı. "Ever Fallen in Love (With Someone You Shouldn't've)" tam olarak buydu: iki dakikaya sıkıştırılmış, terli, çaresiz bir aşk itirafı.

Şarkının en çarpıcı yanı, konusunun evrenselliğidir. Yanlış kişiye tutulmak, olmaması gereken birine kalbini kaptırmak, mantığının "dur" dediği yerde duygularının gaza basması. Bu duyguyu herkes bilir. İşte Buzzcocks'un dehası, bu son derece insani ve utandırıcı deneyimi, punk'ın ham ve doğrudan diliyle söylemekti. Kimseyi kandırmaya çalışmadan, süslemeden, "evet, ben aptallık ettim ama elimde değildi" diyen bir dürüstlük vardı içinde.

Bir müzikal replikinden doğan punk klasiği

Şarkının hikâyesi, grubun asıl söz yazarı ve vokalisti Pete Shelley'e dayanır. Anlatılana göre grup, İskoçya'da bir turnedeyken bir pansiyonda kalırken televizyonda 1955 tarihli klasik Hollywood müzikali Guys and Dolls oynuyordu. Filmdeki bir karakterin ağzından dökülen "have you ever fallen in love with someone you shouldn't have?" benzeri bir replik, Shelley'nin kulağına takıldı. O tek cümle, punk tarihinin en akılda kalıcı şarkılarından birinin çekirdeği oldu. Yani sert punk sahnesinin bu marşı, aslında bir müzikal komedinin şen sahnesinden filizlenmişti; ne büyük bir ironi.

Buzzcocks'u özel kılan bir başka şey de kuruluş hikâyesidir. Grup, Howard Devoto ve Pete Shelley tarafından Manchester'da kuruldu. İkili, Sex Pistols'un ünlü ilk Manchester konserini organize etmesiyle İngiliz punk efsanesine adını yazdırdı; söylenene göre o küçük salondaki seyircilerin çoğu, sonradan kendi gruplarını kurup Manchester müzik sahnesini dünyaya taşıyacaktı. Devoto erken ayrılıp Magazine'i kurunca, Buzzcocks'un dümenine Pete Shelley geçti ve grubun rotasını daha melodik, pop duyarlılığı yüksek bir punk anlayışına çevirdi.

Türk müzikseverler için burada tanıdık bir bağ var. Buzzcocks'un savunduğu bu "kısa, öz, melodik ama hâlâ öfkeli" formül, 1980'ler ve 90'lar boyunca dünyanın dört bir yanındaki bağımsız gruplar için bir el kitabı oldu. Türkiye'de yeraltı rock ve punk sahnesinin filizlendiği yıllarda, "az ekipmanla, kısa şarkılarla, gerçek duygularla müzik yapılabilir" fikri tam da bu ruhtan besleniyordu. Rejekt, Tampon gibi Türk punk gruplarının benimsediği "kendin yap" (DIY) tavrının kökeninde, işte Buzzcocks gibi grupların açtığı yol vardı. Üstelik grup, kendi bağımsız plaklarını çıkarma cesaretiyle de bir örnek olmuştu; bu, dağıtım ağı olmayan ülkelerdeki gençler için ilham verici bir mesajdı: büyük bir şirkete ihtiyacın yok, garajından çıkabilirsin.

Sözlerin ardındaki gerçek duygu

Şarkının sözleri, tek bir sorunun etrafında döner ve o soruyu döne döne, neredeyse takıntılı bir şekilde tekrar eder: hiç âşık oldun mu olmaman gereken birine? Ama bu bir sitem ya da suçlama değildir. Daha çok, kendi kendine yapılan bir hesaplaşmadır. Anlatıcı, ulaşamayacağı ya da ulaşmaması gereken bir kişiye duyduğu arzuyla boğuşur. Bu kişi kim olduğu açıkça söylenmez, işte bu belirsizlik şarkıyı bu kadar geniş kitlelere hitap eder kılar.

Sözlerde tarif edilen duygu, arzuyla utanç arasındaki o rahatsız edici gerilimdir. Anlatıcı, karşı tarafla arasında bir mesafenin, bir imkânsızlığın olduğunu bilir; belki karşılık bulmayan bir aşktır, belki de ahlaki ya da toplumsal olarak "yanlış" sayılan bir bağ. Duygularının onu bir yere götürmediğini, hatta onu aşağıladığını hisseder. Yine de kendini durduramaz. Bu çelişki, şarkının bütün gerilimini oluşturur: kalp bir yöne çekerken, akıl tam ters yönde bağırır.

İlginç olan, Shelley'nin bu duyguyu cinsiyetsiz ve muğlak bırakmasıdır. Sözlerde "erkek" ya da "kadın" belirtilmez, sevilenin kim olduğu hiç netleşmez. Söylentiye göre bunun bir nedeni, Shelley'nin biseksüel olması ve şarkıyı herkesin kendi hikâyesine uydurabileceği bir kap olarak tasarlamasıydı. Bu tercih, şarkıyı zamanının çok ötesine taşıdı; herhangi biri, herhangi bir cinsiyetten herhangi birine duyduğu imkânsız arzuyu bu şarkıda bulabiliyordu. Böylece kişisel bir itiraf, kolektif bir çığlığa dönüştü.

Melodinin yapısı da bu duyguyla mükemmel bir uyum içindedir. Nakarat, o meşhur soruyu sürekli geri getirir; sanki anlatıcı aynı yanlışı tekrar tekrar yapıyor, aynı çıkmaza defalarca dönüyormuş gibi. Bu döngüsellik, karşılıksız aşkın en acımasız yanını yakalar: bittiğini düşünürsün, ama ertesi gün yine başlar.

Kültürel yankı ve kalıcı miras

"Ever Fallen in Love", 1978'de İngiltere listelerinde üst sıralara tırmandı ve Buzzcocks'un en tanınan şarkısı oldu. Ama asıl efsaneleşmesi, sonraki on yıllarda yaşandı. Şarkı, sayısız grup tarafından yeniden yorumlandı ve her yorum, orijinalin ne kadar sağlam bir temel üzerine kurulduğunu kanıtladı. Bunların en ünlülerinden biri, Fine Young Cannibals'ın 1986 tarihli cover'ıdır; bu versiyon, şarkıyı yeni bir kuşakla tanıştırdı ve Something Wild filmi aracılığıyla ABD'de de duyulmasını sağladı.

Şarkının kültürel ağırlığını gösteren en dokunaklı anlardan biri, 2003'te yaşandı. BBC efsanevi radyocu John Peel için düzenlenen bir anma etkinliğinde, aralarında David Gilmour, Robert Plant, Peter Hook ve Roger Daltrey'in de bulunduğu bir yıldızlar topluluğu, bu şarkıyı hep birlikte seslendirdi. Peel, bu şarkının çalınmasını vasiyetinde istemişti; söylendiğine göre bu, onun en sevdiği şarkıydı ve mezar taşına da bu sözlerden bir gönderme yapılmasını arzulamıştı. Bir punk şarkısının, İngiliz müzik tarihinin en saygın figürlerinden birinin son isteği hâline gelmesi, sözlerin taşıdığı gerçekliğin en güçlü kanıtıdır.

Pete Shelley'nin 2018'deki vefatı, dünya çapında büyük bir yankı uyandırdı ve bu şarkı, onun mirasının merkezinde durdu. Shelley'nin cinsel kimliği konusundaki açıklığı ve şarkılarındaki bilinçli muğlaklık, onu punk'ın en ilerici seslerinden biri hâline getirmişti. "Ever Fallen in Love", bu açıdan sadece bir aşk şarkısı değil, aynı zamanda kimin kimi sevebileceğine dair kalıpları sessizce yıkan bir manifestoydu.

Bugün hâlâ neden içimize dokunuyor

Kırk yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen bu şarkının hiç eskimemesinin nedeni basit: yanlış kişiye âşık olmak, insanlığın en kalıcı deneyimlerinden biridir. Teknoloji değişir, moda değişir, müzik türleri gelir geçer, ama gönlünü mantığının onaylamadığı birine kaptırmanın o tanıdık acısı hiç değişmez. Bugün bir sosyal medya uygulamasında ulaşılamaz birini takip ederken hissettiğin o karışık duygu, 1978'de Shelley'nin tarif ettiği duygunun tıpatıp aynısıdır.

Şarkının bir başka güncel yanı, duygusal dürüstlüğüdür. Günümüzde "mış gibi yapmak", kusursuz bir imaj sunmak neredeyse bir zorunluluk hâline geldi. İşte tam bu ortamda, "aptalca bir şeye tutuldum ve bunu itiraf ediyorum" diyen bir şarkının değeri katlanıyor. Buzzcocks, kırılganlığın zayıflık değil, tam tersine cesaret olduğunu iki dakikada anlatmayı başardı.

Son olarak, şarkının cinsiyetsiz ve kapsayıcı yapısı, onu bugünün daha çeşitli ve açık dünyasına mükemmel biçimde uygun kılıyor. Shelley'nin yıllar önce bilinçli olarak yaptığı o muğlaklık tercihi, artık bir norm hâline geldi; herkesin kendini bulabileceği bir sanat anlayışı, artık tuhaf değil, olması gereken. Bu yüzden "Ever Fallen in Love", sadece nostaljik bir punk klasiği değil, hâlâ ileriye bakan, hâlâ taze bir şarkı olarak yaşıyor.


Daha derine dalmak için

🎧 Sese kendini bırak

📚 Hikâyenin peşine düş

🌍 Mekânları gez

🎸 Kendin deneyimle


🎵 Bu şarkıyı dinle

🤖 Daha fazla sor
Tags
70s