SONGFABLE · 1979

Babylon's Burning

THE RUTS · 1979 · SOUTHALL, LONDON, UK

TL;DR: İlk duyduğunuzda saf, hızlı bir punk çığlığı gibi gelen bu şarkı, aslında bir isyan marşı değil, bir uyarı: The Ruts'a göre şehir alev almış durumda ve o alevin adı korkudur. "Babylon" burada bir yer değil, bütün baskıcı sistemin kod adı; yanan şey ise sokaktaki insanın içindeki gerginlik.
Listen elsewhere

We couldn't link a Spotify track for this story. Try searching the title on song.link to find it on your preferred service.

Bir yangın alarmı, protesto şarkısı değil

Punk denince akla genellikle "yık, parçala, karşı çık" gelir. Ama The Ruts'ın 1979 tarihli bu klasiği, o kalıba tam oturmaz. Şarkının ateşli temposu ve tekrarlanan başlığı sizi bir sokak çatışmasının ortasına atar gibidir, ama grubun asıl söylemek istediği çok daha rahatsız edici bir şeydir: bu bir zafer şarkısı değil, bir tehlike sinyalidir. "Babylon yanıyor" cümlesi bir kutlama değil, ürkütücü bir gözlemdir. Şehir gerçekten tutuşuyorsa, bunun sebebinin öfke değil, korku olduğunu ima eder grup.

İşte şarkının en şaşırtıcı yanı bu. Çoğu punk parçası dışarıdaki düşmana bağırır; The Ruts ise adeta içeriye, insanın kendi paniğine dönerek "bakın, kontrolü kaybediyoruz" der gibidir. Yangının yakıtı silahlar ya da barikatlar değil, insanların birbirine ve geleceğe duyduğu güvensizliktir. Bu yüzden şarkı, kırk yılı aşkın bir süre sonra bile hâlâ tüylerinizi diken diken edebiliyor: çünkü anlattığı şey moda değil, insan doğası.

Punk müziğin çoğu zaman gözden kaçan bir tarafı da budur: en iyi örnekleri, yıkım çağrısı gibi görünürken aslında bir teşhis koyar. The Ruts, iki dakikayı zar zor bulan bir parçaya, koca bir toplumun ruh halini sığdırmayı başarır. Şarkının hızı ve gürültüsü sizi sarhoş ederken, arka planda soğukkanlı bir gözlemci vardır; o gözlemci, alevlerin güzelliğine değil, onları çıkaran kıvılcıma bakar. Bu yüzden "Babylon's Burning", ilk dinleyişte bir enerji bombası, ikinci dinleyişte ise adeta bir kehanet gibi gelir.

Southall'ın dumanı, reggae'nin nabzı

The Ruts, Londra'nın batısındaki Southall bölgesinde, 1970'lerin sonunda şekillenmiş bir gruptu. Bu coğrafya tesadüf değil. Southall, o dönemde büyük bir Güney Asyalı göçmen nüfusunu barındıran, çok kültürlü ama aynı zamanda ırkçı gerilimlerin ve aşırı sağın gölgesinin ağır bastığı bir mahalleydi. Grup, Rock Against Racism (Irkçılığa Karşı Rock) hareketiyle yakından ilişkiliydi ve konserlerini çoğu zaman bu davaya bağlı topluluklar için verirdi. Yani şarkının içindeki "yangın" mecazı, tamamen soyut bir edebi imge değildi; grubun bizzat içinde yaşadığı, sokakta hissettiği bir gerginliğin yankısıydı.

The Ruts'ı çağdaşlarından ayıran en önemli özelliklerden biri, punk'ı reggae ile harmanlama biçimiydi. O yıllarda İngiliz punk sahnesi ile Jamaika kökenli reggae/dub kültürü, ortak bir "sisteme karşıyız" duygusuyla birbirine yaklaşmıştı. The Ruts da bu köprünün üzerinde duran gruplardandı; sert punk enerjisini, reggae'nin nefes alan ritim anlayışıyla birleştirdiler. "Babylon" kelimesinin kendisi de doğrudan Rastafari ve reggae sözlüğünden gelir: orada Babylon, baskıcı devleti, polisi, adaletsiz düzeni, kısacası insanı ezen bütün sistemi anlatan bir koddur. The Ruts bu kelimeyi punk'a taşıyarak, iki dünyayı tek bir çığlıkta buluşturdu.

Türkiyeli müzik dinleyicileri için burada tanıdık bir zemin var. 1970'lerin sonu, Türkiye'de de sokak gerginliğinin, kutuplaşmanın ve toplumsal huzursuzluğun tavan yaptığı bir dönemdi. O yıllarda İstanbul ya da Ankara sokaklarında büyümüş biri için, "şehrin havasındaki gerginlik" mecazı hiç de yabancı değildir. Aynı dönemde Anadolu rock'ının, özellikle protest damarı güçlü sanatçıların Batı'daki bu enerjiyle paralel bir öfkeyi işlediğini düşünürsek, The Ruts'ın anlattığı huzursuzluk, kültürel olarak bize hiç uzak değil. Farklı diller, farklı ritimler, ama aynı tedirginlik.

Bu paralellik yüzeysel bir benzerlikten ibaret değil. Hem İngiltere'de hem Türkiye'de, o yıllarda gençlik, kendini büyük bir belirsizliğin ortasında buldu. Ekonomik sıkıntı, işsizlik ve geleceğe dair kaygı, iki ülkenin de sokaklarına sinmişti. Müzik ise bu tıkanmışlığın en doğrudan sesi oldu. Batı'da punk bağırırken, Anadolu'da elektro saz eşliğinde çığlıklar yükseliyordu; farklı tınılar, ama aynı içsel yangın. The Ruts'ı dinlerken, bir Türkiyeli dinleyicinin kendi kültürel hafızasından bir yankı yakalaması bu yüzden şaşırtıcı değildir.

Şarkının içindeki "Babylon" gerçekte ne?

Şarkının sözlerini tek tek aktarmadan, ne anlattığını çözelim. Parça, bir şehrin — ya da daha geniş anlamda bir uygarlığın — kontrolden çıkma anını resmeder. Ama bu "yanma" imgesi, üzerinde durulması gereken bir ikilik taşır. Bir yandan sokaklardaki fiziksel şiddeti, olası bir ayaklanmayı çağrıştırır. Öte yandan grup, ısrarla bunun temelinde bir duygu olduğunu vurgular: yangının gerçek yakıtı korkudur, panik ve endişedir.

Yani The Ruts, "bakın, sistem çöküyor, ne güzel" demez. Aksine, bu çöküşün insanların içindeki huzursuzluktan, güvensizlikten beslendiğini söyler. Babylon dediği o dev sistem — devlet, otorite, tüketim düzeni, ırkçılık — dışarıda dururken bile, onun asıl tahribatı insanların iç dünyasında olur. İnsanlar korkuya kapıldıkça, birbirlerine düşman kesildikçe, şehir gerçekten de kelimenin her anlamıyla tutuşur. Şarkının o hipnotik tekrarı, adeta bir alarm zili gibidir: durmadan çalar, çünkü tehlike geçmemiştir.

Bu okuma, parçayı basit bir "kahrolsun sistem" sloganından çok daha derin bir yere taşır. The Ruts, hem baskıcı düzeni eleştirir hem de o düzenin insanları nasıl birbirine düşürdüğünü, nasıl kolektif bir paniğe sürüklediğini gösterir. Şarkının hem öfkeli hem de bir o kadar endişeli tınlamasının sebebi budur. Sanki grup, dinleyiciye "bu ateşi biz de söndürebiliriz, ama önce onu neyin beslediğini anlamalıyız" der gibidir.

Söz yazımındaki bu incelik, The Ruts'ı dönemin pek çok grubundan ayırır. Kolayına kaçıp sadece bir düşman ilan etmek yerine, huzursuzluğun döngüsel doğasına parmak basarlar: korku öfkeyi doğurur, öfke şiddeti, şiddet ise daha büyük bir korkuyu. Şarkının o durmadan tekrarlanan yapısı, tesadüf değil; bu kısır döngünün müzikal bir yansımasıdır. Dinlerken, sanki bir alarmın içinde sıkışıp kalmış gibi hissedersiniz — ve grubun asıl amacı da tam olarak budur. Rahatsız etmek, uyandırmak, silkelemek.

Bir dönemin sesi, bir trajedinin gölgesi

"Babylon's Burning", çıktığı dönemde İngiltere'de büyük ilgi gördü ve The Ruts'ı geniş kitlelere tanıtan parça oldu. Rivayete göre şarkı, ülkenin ana akım pop listelerinde bile üst sıralara tırmandı — ki bu, ham ve öfkeli bir punk parçası için hiç de sıradan bir başarı değildi. Böylece grup, yeraltından çıkıp o dönemin toplumsal ruh halini kitlelere taşıyan bir ses hâline geldi. Punk'ın kısa ömürlü ilk dalgasının en akılda kalıcı marşlarından biri sayılır bugün.

Ne yazık ki The Ruts'ın hikâyesi trajik bir şekilde kesildi. Grubun sürükleyici solisti Malcolm Owen, madde bağımlılığıyla mücadele ediyordu ve 1980 yılında, henüz çok gençken hayatını kaybetti. Bu erken kayıp, grubun potansiyelini tam anlamıyla gerçekleştirmesini engelledi ve The Ruts'ı, "ne olabilirdi" sorusuyla anılan gruplar arasına yerleştirdi. Ama tam da bu kısalık, "Babylon's Burning" gibi parçalara neredeyse mitolojik bir ağırlık kattı. Kalan üyeler daha sonra farklı isimlerle müziğe devam etseler de, Owen'lı The Ruts'ın o özgün kıvılcımı, kısa ömrüne rağmen kalıcı oldu.

Şarkının mirası zamanla katmanlandı. Sonraki kuşaklardan pek çok punk, hardcore ve alternatif grup, hem The Ruts'ın punk-reggae sentezinden hem de bu parçanın enerjisinden beslendi. "Babylon's Burning", punk'ın yalnızca gürültü değil, aynı zamanda toplumsal bir teşhis olabileceğinin kanıtı olarak anıldı. Toplumsal gerginliği bu kadar net bir imgeye — yanan bir şehre — indirgemesi, onu çağının ötesine taşıdı.

Grubun punk ile reggae'yi birleştirme cesareti de ayrı bir miras bıraktı. O dönemde bu iki dünya, dışarıdan bakıldığında birbirine hayli uzak görünüyordu: biri hızlı ve öfkeli, diğeri yavaş ve derin. The Ruts, bu ikisini tek bir gruba sığdırarak, müzikal sınırların ne kadar geçirgen olabileceğini gösterdi. Bu yaklaşım, sonraki yıllarda türler arası melezlenmenin normalleşmesine giden yolda küçük ama anlamlı bir taş döşedi. Bugün farklı türleri korkusuzca harmanlayan sanatçılara baktığımızda, o cesaretin uzak bir yankısını duyabiliriz.

Bugün hâlâ neden yankılanıyor?

Bir şarkının kırk yıl sonra bile taze kalması, genellikle anlattığı şeyin özünde insana dair olmasındandır. "Babylon's Burning" tam da bu yüzden eskimiyor. Anlattığı korku, güvensizlik ve kolektif panik duygusu, hiçbir çağa hapsolmuş değil. Ekonomik krizler, göç tartışmaları, sokak protestoları, kutuplaşma — bunların hepsi, farklı kılıklarda da olsa her dönemde geri geliyor. Şarkının o alarm gibi çalan tekrarı, adeta her yeni kuşağa "dikkat, ateş hâlâ yanabilir" diye fısıldıyor.

Dahası, parçanın "korkunun yıkıcılığı" üzerine kurulu mesajı, günümüzde belki her zamankinden daha anlamlı. Bilgi kirliliğinin, sürekli tetikte olma halinin ve kolektif kaygının çağında yaşıyoruz. The Ruts'ın kırk yıl önce sokakta hissettiği o gerginlik, bugün ekranlarımızdan da yayılıyor. Şarkı bize, öfkenin ve korkunun kolayca yıkıma dönüşebileceğini, ama bunu anlamanın da bir çıkış yolu olabileceğini hatırlatıyor.

Belki de "Babylon's Burning"i bugün hâlâ dinlemeye değer kılan şey, onun aynı anda hem sert hem de insanca oluşudur. Bu şarkı size bağırır, ama aynı zamanda sizi düşünmeye zorlar. Punk'ın en iyi anlarında olduğu gibi, iki dakikalık bir enerji patlamasına koca bir toplumsal gerçeği sığdırır. Ve o gerçek — korkunun bir şehri yakabileceği fikri — ne yazık ki hiç eskimiyor.


Daha derine dalmak için

🎧 Sesin içine dalın

The Ruts'ın punk ile reggae'yi harmanlayan sesini bir kez yakaladığınızda, bu dönemin bütün enerjisi kulağınıza akmaya başlar. Grubun studio kayıtlarını ve dönemin İngiliz punk derlemelerini dinleyerek başlayın; o ham prodüksiyonun içindeki nüansları duyacaksınız.

📚 Hikâyenin peşine düşün

Şarkının arkasındaki toplumsal tabloyu anlamak isterseniz, İngiliz punk'ının ve Rock Against Racism hareketinin tarihini anlatan kitaplar bulunmaz bir hazine. Malcolm Owen'ın kısa ama parlak hikâyesi ve grubun Southall günleri, bu kaynaklarda daha canlı hâle gelir.

🌍 Mekânları ziyaret et

Şarkının doğduğu Londra, özellikle de Southall gibi çok kültürlü mahalleler, bu müziğin toprağını oluşturur. Bir seyahat rehberiyle Londra'nın punk ve göçmen tarihini keşfetmek, parçayı bambaşka bir gözle dinlemenizi sağlar.

🎸 Kendin deneyimle

The Ruts'ın o kısa, sert riff'lerini kendi elinizle çalmak, şarkıyla aranızda bambaşka bir bağ kurar. Punk ruhu için pahalı ekipmana gerek yok; sağlam bir elektro gitar ve biraz distortion yeter.


🎵 Bu şarkıyı dinle

🤖 Daha fazlasını sor
Tags
70s