SONGFABLE · 1983

Wanna Be Startin' Somethin'

MICHAEL JACKSON · 1983

TL;DR: Dünyanın en çok satan albümünün ışıltılı açılış parçası gibi görünen bu şarkı, aslında dedikodunun, kıskançlığın ve insanları acımasızca yargılayan ağızların zehrini anlatan, öfkeli ve tedirgin bir savunma çığlığıdır. Neşeli ritmin altında, sürekli izlenen ve hakkında konuşulan bir adamın bunalımı yatar.
Listen elsewhere

We couldn't link a Spotify track for this story. Try searching the title on song.link to find it on your preferred service.

Parlak ritmin altındaki gerçek

İnsanların çoğu "Wanna Be Startin' Somethin'" deyince dans pistini, o unutulmaz "mama-say mama-sa" tekrarını ve Thriller albümünün coşkulu açılışını hatırlar. Şarkı kulağa kutlama gibi gelir: hızlı, ritmik, neredeyse durdurulamaz bir enerjiyle akar. Ama sözlerin içine girdiğinizde tamamen başka bir manzara çıkar karşınıza. Bu, partiye davet eden bir şarkı değil; çevresindeki insanların dedikodusundan, iftirasından ve sürekli yargılamasından bıkmış birinin patlama anıdır.

Şarkının anlatıcısı, hakkında konuşan, sırtından iş çeviren, dedikoduyu silah gibi kullanan insanlara sesleniyor. Onlara şunu söylüyor: ağzınız kötülük kustukça, kendiniz hakkında konuşulmasını da göze almalısınız. Bir kavga çıkarmak istiyorsanız, sonuçlarına da katlanırsınız. Yani bu, savunmaya geçmiş bir insanın "yeter artık" deyişi. Michael Jackson, dünyanın en büyük yıldızı olma yolundayken bile -ya da tam da o yüzden- kendini sürekli gözetlenen, etiketlenen ve tüketilen biri gibi hissediyordu. Bu duygu, şarkının kemiklerine işlemiş durumda.

İşin ilginç yanı, bu öfkeli mesajın bu kadar neşeli bir kılıfa sarılmış olması. Funk'ın o kıvrak çizgisi, üflemeli çalgıların heyecanı, vurmalı çalgıların durmak bilmeyen nabzı... Hepsi dinleyiciyi kandırır. Pek çok şarkıda olduğu gibi, dans edilebilirlik mesajın acılığını yumuşatır. Bu da Jackson'ın dehasının bir parçası: en karanlık duyguları bile insanların bedenlerini hareket ettirecek bir forma sokabilmek.

Bir şarkının uzun ve sabırlı yolculuğu

"Wanna Be Startin' Somethin'", aslında Thriller için yazılmış yepyeni bir parça değil. Hikayesi çok daha eskiye uzanıyor. Söylenenlere göre Jackson bu şarkıyı 1970'lerin sonlarında, bir önceki dev albümü Off the Wall (1979) döneminde yazmaya başlamıştı. O zamanlar şarkı albüme girmedi; bir kenarda bekledi. Yıllar sonra Thriller hazırlanırken Jackson onu tozlu raftan indirdi, yeniden işledi ve albümün açılış parçası yaptı. Yani bu, sabırla olgunlaşmış bir fikir.

Şarkının yapımcılığını efsanevi Quincy Jones üstlendi. Jones ile Jackson'ın ortaklığı, pop müziğin tarihindeki en verimli iş birliklerinden biridir. Off the Wall, Thriller ve Bad üçlemesi bu ikilinin elinden çıktı. Thriller, 1982'nin sonunda yayımlandı ve kısa sürede tüm zamanların en çok satan albümü oldu -bu rekor bugün hâlâ kırılamamıştır. Albümün ilk şarkısı olarak "Wanna Be Startin' Somethin'", dinleyiciyi daha en baştan o muazzam dünyaya çekiyordu.

Şarkının en akılda kalan bölümü, sonlardaki o ritmik tekrar: "mama-say mama-sa ma-ma-coo-sa" diye söylenen, neredeyse büyülü bir nakarat. Bu bölüm büyük bir tartışmaya da yol açtı. Bu çağrı, Kamerunlu müzisyen Manu Dibango'nun 1972 tarihli "Soul Makossa" parçasındaki ünlü "mama-ko mama-sa" çağrısına çok benziyordu. Dibango daha sonra Jackson'a dava açtı ve dava mahkeme dışında anlaşmayla sonuçlandı. Bu detay, şarkının Afrika köklerine olan borcunu hatırlatması açısından önemli: Batı pop müziğinin nabzı, çoğu zaman Afrika ritimlerinden besleniyor.

Peki Türkiyeli müzikseverler için buradaki bağ ne? Michael Jackson, Türkiye'de pek çok kuşağı derinden etkilemiş, çok az sanatçıdan biridir. 1980'lerin sonu ve 1990'larda, henüz internet yokken bile Thriller ve Bad kasetleri elden ele dolaşırdı. Jackson'ın videoları, TRT'nin ve sonradan özel kanalların müzik programlarında izleyenleri büyülerdi. Onun moonwalk'ı, beyaz eldiveni, askılı pantolonu Türkiye'deki gençler arasında taklit edilirdi. Üstelik dedikodu, mahalle baskısı ve "el ne der" kültürü -ki bu şarkının tam da kalbinde duran tema- Türk toplumunun çok iyi tanıdığı bir gerçektir. Başkalarının dilinden korkmak, çevrenin yargısı altında ezilmek... Bu duyguyu anlamak için Türkiyeli bir dinleyicinin pek de zorlanmayacağını söylemek yanlış olmaz.

Sözlerin altında yatan anlam

Şarkının anlatıcısı baştan sona savunma ve hücum arasında gidip gelir. Temel mesaj şudur: insanlar başkaları hakkında konuşmayı, dedikodu yapmayı, iftira atmayı çok severler, ama bunun bir bedeli olduğunu unuturlar. Anlatıcı, bu kötü dilli insanlara, eğer sürekli başkalarını çekiştiriyorlarsa kendileri hakkında da konuşulacağını hatırlatır. Yani "ektiğini biçersin" mantığı vardır burada.

Şarkının ilerleyen bölümlerinde tema daha da kişiselleşir. Anlatıcı, bir kadından ve karmaşık bir ilişkiden, hatta belki bir hamilelikten ve istenmeyen sorumluluklardan söz eder. Burada hayat onu sıkıştıran, baskı altına alan, köşeye kıstıran güçlerle dolu bir savaş alanı gibi resmedilir. Anlatıcı, etrafındaki insanların onu yargılamasından, hayatına burnunu sokmasından ve onu bir şeyin parçası olmaya zorlamasından bunalmıştır.

En çarpıcı dizelerden biri, insanın bir "tabağa konmuş yemek" gibi muamele görmesiyle ilgilidir -yani başkalarının iştahını doyurmak için var olan, tüketilen bir nesne gibi. Bu imge, ünlü olmanın o tuhaf yalnızlığını çok keskin biçimde anlatır. İnsanlar sizi sevdiklerini sanır, ama aslında sizi tüketirler. Sizi izlerler, hakkınızda konuşurlar, sizi parçalara ayırırlar. Jackson, henüz yirmili yaşlarındayken bile bu duyguyu kemiklerinde hissediyordu ve şarkı bu his üzerine kuruluydu.

Şarkının sonundaki o tekrarlanan çağrı bölümü ise tüm bu gerilimi bir tür kabileye, bir topluluğa, bir ritüele dönüştürür. Sözler anlamını yitirir, sadece ritim ve ses kalır. Bu, neredeyse bir kurtuluş anıdır: kelimelerin yetmediği yerde beden devreye girer, dans başlar ve bunca yargının, dedikodunun ağırlığı bir an için ritmin içinde erir. Belki de şarkının asıl dehası buradadır: acıyı dansa çeviren o ince geçişte.

Kültürel bağlam ve mirası

"Wanna Be Startin' Somethin'", Thriller albümünün açılış parçası olarak müzik tarihindeki yerini sağlamlaştırdı. Albümün diğer dev şarkıları -"Billie Jean", "Beat It", "Thriller"- daha çok konuşulsa da, bu parça uzmanlar ve hayranlar arasında genellikle albümün en güçlü, en katmanlı şarkılarından biri kabul edilir. Funk, disko, pop ve Afrika ritimlerini tek bir potada eriten yapısı, onu zamanından çok ileri bir esere dönüştürmüştü.

Şarkı, yıllar içinde sayısız sanatçı tarafından örneklendi, yeniden yorumlandı ve referans alındı. Özellikle o "mama-say mama-sa" bölümü, pop kültürünün ortak hafızasına yerleşti. Rihanna'nın 2007 tarihli "Don't Stop the Music" şarkısı, bu çağrıyı yeniden gün yüzüne çıkardı -ve bu kez gerekli izinler alınarak, hem Jackson'a hem de Manu Dibango'ya hakları teslim edildi. Böylece bir Kamerunlu müzisyenin 1972'de yarattığı ses çağrısı, önce Amerikalı bir pop devine, oradan da yeni nesil bir yıldıza geçerek nesiller boyu yaşadı. Bu, müziğin nasıl bir nehir gibi aktığının güzel bir örneğidir.

Jackson, kariyeri boyunca bu şarkıyı konserlerinde sıkça seslendirdi. Pek çok turnesinde açılış parçası olarak kullandı -tıpkı albümdeki gibi. Sahnede şarkının enerjisi katlanıyor, on binlerce kişi o çağrıyı hep bir ağızdan tekrarlıyordu. Jackson'ın 2009'daki ani ölümünün ardından, hazırlanmakta olduğu This Is It konser serisinin provalarında da bu şarkının önemli bir yer tuttuğu biliniyor. Yani şarkı, sanatçının hayatının başından sonuna kadar onunla yürüdü.

İlginçtir ki, dedikodu ve yargı temasının Jackson'ın kendi hayatıyla kurduğu bağ, zamanla daha da trajik bir hâl aldı. Şarkı yazıldığında genç bir yıldızın çevre baskısına verdiği tepkiydi. Ama ilerleyen yıllarda Jackson, dünyanın en çok konuşulan, en çok yargılanan, hakkında en çok dedikodu üretilen insanlarından biri oldu. Basının onu kovaladığı, mahremiyetinin paramparça edildiği o yıllar düşünüldüğünde, bu şarkı neredeyse kehanet gibi okunabilir. Sanki genç Michael, ileride başına gelecekleri sezmiş gibidir.

Bugün hâlâ neden içimize işliyor

Aradan kırk yıldan fazla zaman geçti, ama "Wanna Be Startin' Somethin'" hiç eskimedi. Bunun en bariz nedeni, elbette müziğin kendisi. O ritim hâlâ insanı kımıldatıyor; üflemeli çalgıların heyecanı, bas çizgisinin kıvraklığı zamana meydan okuyor. Ama asıl mesele, şarkının anlattığı duygunun her zamankinden daha güncel olması.

Bugün dedikodu artık mahalle çeşmesinde değil, sosyal medyada dolaşıyor. İnsanlar birbirini saniyeler içinde yargılıyor, etiketliyor, parçalara ayırıyor. Bir kişi hakkında binlerce kişinin aynı anda konuşabildiği, sürekli izlendiğimiz, sürekli değerlendirildiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Jackson'ın 1983'te dile getirdiği o "beni rahat bırakın, dilinizin bir bedeli var" çığlığı, sosyal medyanın yargı makinesinin altında ezilen herkesin bugün de hissedebileceği bir duygu. Şarkı, modern dünyanın gözetim ve yargı kültürünü neredeyse önceden haber vermiş gibidir.

Bir başka neden ise şarkının o kurtarıcı sonu. Tüm gerilimi, öfkeyi ve baskıyı bir dans ritmine, bir topluluk ritüeline dönüştüren o final, hâlâ insanlara bir çıkış yolu sunuyor. Hayat sizi köşeye sıkıştırdığında, herkes hakkınızda konuştuğunda, en güçlü cevap belki de dans etmek, ritme teslim olmak ve o ağırlığı bedeninizle savurup atmaktır. Bu mesaj, Türk müzikseverlerin de yakından bildiği bir gerçeği yansıtıyor: en zor zamanlarda bile müzik, insanı ayakta tutan bir teselli olabilir.

Sonuçta "Wanna Be Startin' Somethin'", parlak yüzeyiyle sizi dans pistine çeken, ama içeri girdiğinizde size kendi dünyanızı, kendi yargılarınızı ve hepimizin başkalarının diliyle olan o gergin ilişkisini gösteren bir ayna. İşte bu yüzden hâlâ canlı, hâlâ keskin, hâlâ bizden biri.


Daha derine dalmak için

🎧 Sesin içine dalın

📚 Hikayenin peşinden gidin

🌍 Mekanları ziyaret edin

🎸 Kendiniz deneyimleyin


🎵 Bu şarkıyı dinle

🤖 Daha fazlasını sor:

Tags
80s