SONGFABLE · 1978

My Way

SID VICIOUS · 1978

TL;DR: Frank Sinatra'nın gurur dolu veda marşı olan "My Way", Sex Pistols'ın basçısı Sid Vicious'ın elinde bir kutlamadan bir saldırıya dönüştü. Vicious şarkıyı kasıtlı olarak parçaladı, alaya aldı ve içine açık bir nefret kustu; böylece bir kuşağın "büyüklerin değerlerine" karşı duyduğu öfkenin ironik anıtı oldu.
Listen elsewhere

We couldn't link a Spotify track for this story. Try searching the title on song.link to find it on your preferred service.

Bir övgü şarkısını silaha çevirmek

Çoğu insan "My Way" deyince akıllarına smokin giymiş, ışıkların altında dimdik duran Frank Sinatra gelir. Hayatın sonuna gelmiş, geriye dönüp bakan, hata da yapmış ama her şeyi kendi bildiği gibi yaptığı için pişman olmayan bir adamın o ağır, vakur sesi. Şarkı, yirminci yüzyılın en çok söylenen, en çok sevilen "ben hayatımı kendi kurallarımla yaşadım" marşlarından biridir. Cenazelerde çalınır, emeklilik partilerinde söylenir, kahramanlık duygusunun ses bulduğu bir andır.

Sid Vicious işte tam bu kutsal nesneyi alıp yere çarptı. 1978'de kaydedilen versiyonunda Vicious, Sinatra'nın o görkemli vedasını önce taklit ediyormuş gibi yapar, sonra her şeyi parçalar. Onun "My Way"i bir saygı duruşu değil; bir küfür, bir kahkaha, bir tükürüktür. İşin asıl şok edici tarafı şudur: Vicious şarkıyı sevmediği için değil, tam da onun temsil ettiği her şeyden nefret ettiği için söyledi. Bir kuşağın babalarının değerlerine, sahnelerine, görgü kurallarına karşı duyduğu ham öfkeyi, üç dakikalık bir patlamaya sıkıştırdı. Söylenir ki bu, punk'ın en saf jestlerinden biridir: sevdiğini değil, nefret ettiğini sahnelemek.

Bir basçının kısa, yıkıcı hayatı

Sid Vicious'ın gerçek adı John Simon Ritchie'ydi. Sex Pistols'a 1977'de, grup zaten İngiltere'yi sarsan bir skandala dönüşmüşken katıldı. Aslında doğru düzgün bas çalmayı bilmiyordu; rivayete göre grubun asıl müzikal omurgası başkalarıydı ve Vicious sahnede daha çok bir imaj, bir tutum, bir kaostu. Ama punk zaten "iyi çalmak" değil, "var olmak" üzerine kuruluydu. Vicious'ın değeri parmaklarında değil, duruşundaydı: yırtık tişört, çengelli iğne, kanlı dudaklar, hiçbir şeye aldırmayan bakış.

Sex Pistols 1978 başında, Amerika turnesinin ortasında dağıldı. Grup çökmüştü ama Vicious'ın efsanesi henüz sönmemişti. Yönetmen Julien Temple'ın Sex Pistols mitolojisini sinemaya taşıyan "The Great Rock 'n' Roll Swindle" filmi için Vicious'tan birkaç parça istendi. İşte "My Way" bu projenin parçası olarak, Paris'te kaydedildi. Vicious o sırada uyuşturucu bağımlılığının ve sevgilisi Nancy Spungen'le yaşadığı yıkıcı ilişkinin derinliklerindeydi. Birkaç ay sonra Nancy bir otel odasında ölü bulunacak, Vicious cinayetle suçlanacak ve 1979'un başında, yargılanmasını bile bekleyemeden, henüz yirmi bir yaşındayken aşırı dozdan hayatını kaybedecekti.

Yani bu kayıt, çöküşün tam ortasında, neredeyse bir veda gibi yapıldı. İronik olan şu: Sinatra "My Way"i bir hayatın olgun sonunda söylerken, Vicious onu hayatının çok erken ve çok şiddetli sonunun eşiğinde söyledi. İki "kendi yolum" arasındaki uçurum, aslında iki ayrı dünyanın, iki ayrı kuşağın çatışmasıdır.

Türkiyeli dinleyici için burada tanıdık bir köprü var. 1970'lerin sonu Türkiye'de de kuşaklar arası gerilimin, "babaların düzeni"ne karşı öfkenin kabardığı yıllardı. Batı'daki punk hareketi Türkiye'ye o yıllarda doğrudan sıçramadı belki, ama o "her şeyi yık ve kendi sesinle bağır" enerjisi, sonraki on yıllarda Türk rock ve underground sahnesinde de yankı buldu. Bir neslin, kendinden öncekinin değerlerini kutsal saymayı reddetmesi evrensel bir hikâyedir; Vicious bunu en uç noktada, en provokatif biçimde yaptı.

Sözlerin altındaki yıkım

Vicious'ın versiyonunu çözmek için onu Sinatra'nınkiyle yan yana koymak gerekir, çünkü asıl anlam ikisi arasındaki farkta gizli. Orijinal şarkı, hayatını dolu dolu yaşamış, bedeller ödemiş ama her seçimini kendisi yapmış bir adamın gururlu özetidir. Pişmanlıkları vardır ama bunları bile büyük bir vakarla, neredeyse "bahse değmez" diyerek geçiştirir. Tonu olgun, sakin, kendinden emindir.

Vicious bu tabloyu baştan aşağı bozar. Şarkının ilk bölümünü neredeyse alaycı bir yumuşaklıkla, Sinatra'yı kötü bir taklitle söyler gibi başlatır; sanki resmi smokinli adamı taklit ediyordur. Ama sonra patlar. Sesi çatallaşır, kelimeler birbirine girer, orkestra yerini gürültülü, hızlı, kaba bir gitar duvarına bırakır. Vicious, "her şeyi kendi bildiğim gibi yaptım" fikrini bir gurur ifadesi olmaktan çıkarıp bir tehdide, bir meydan okumaya çevirir. Onun ağzında bu cümle "ben kurallarınızı umursamıyorum, sizi umursamıyorum, hepiniz cehenneme gidin" anlamına gelir.

Söylendiğine göre Vicious orijinal sözleri kasten değiştirdi, küfürler ekledi, anlamı tersine çevirdi. Sinatra'nın "pişmanlıklarım az oldu ama bahsetmeye bile değmez" diyen o zarif tevazuu, Vicious'ta "umursamıyorum, hiçbir şeyi umursamadım" diyen bir nihilizme dönüşür. Aynı melodi, aynı iskelet sözler, ama tamamen zıt bir ruh. Bu, parodinin ötesinde bir şeydir; bir kuşağın diğerinin en sevdiği şarkıyı alıp onu kendi öfkesinin aynasına çevirmesidir. Şarkının sonundaki o kaotik, neredeyse şiddet dolu doruk, "kendi yolum" fikrinin Vicious için ne anlama geldiğini anlatır: yıkım, kontrolsüzlük, ve her türlü düzene karşı bir başkaldırı.

İşin trajik tarafı, Vicious'ın bu sözleri ne kadar samimi yaşadığıdır. Sahnede "umursamıyorum" diye haykıran genç adam, gerçekten de kendini umursamayacak kadar yıkıma sürüklenmişti. Şarkıdaki nihilizm bir poz değil, bir kehanet gibi okunabilir.

Bir kültürel bomba ve mirası

"My Way"in Vicious versiyonu yayımlandığında etkisi anında oldu. Bazıları için bu, müzik tarihinin en saygısız, en kutsal değerleri çiğneyen anlarından biriydi; Sinatra'nın temsil ettiği her şeye, eski Hollywood'un, kurumsal eğlencenin, "düzgün" sanatçılığın suratına atılmış bir tokattı. Söylenir ki Sinatra'nın bu versiyondan pek hoşlanmadığı, ama bazı yorumcuların onu yine de ilginç bulduğu aktarılır. Diğerleri içinse bu kayıt punk'ın manifestosuydu: hiçbir şey kutsal değildir, en sevilen marş bile parçalanabilir.

Zamanla bu versiyon kendi başına bir kült nesneye dönüştü. Filmlerde, özellikle de Martin Scorsese'nin "Goodfellas" (1990) filminin final jeneriğinde kullanılması, onu sadece punk meraklılarının değil, çok daha geniş bir kitlenin tanıdığı bir parça yaptı. Scorsese'nin o sahnede Vicious versiyonunu seçmesi tesadüf değildi: film de bir adamın kendi yolunda gidip her şeyi kaybetmesini anlatıyordu, ve Vicious'ın çürümüş, alaycı "zaferi" o hikâyenin acı ironisine mükemmel oturuyordu.

Bugün "My Way" dendiğinde iki şarkı birden akla gelir: Sinatra'nın görkemli vedası ve Vicious'ın yıkıcı parodisi. İlginç olan, ikisinin de aynı melodiyi paylaşması ama tamamen zıt anlamlar taşımasıdır. Bu, bir sanat eserinin nasıl ele geçirilip yeniden anlamlandırılabileceğinin ders kitabı örneğidir. Vicious, başkasının şarkısını çalıp kendi varoluş çığlığına dönüştürdü ve bunu yaparken hem orijinale saygısızlık etti hem de paradoksal biçimde onu ölümsüzleştirdi.

Vicious'ın kendisi de bir efsaneye dönüştü; punk'ın "yaşa hızlı, öl genç" mitolojisinin yüzü oldu. Onun kısa, kaotik, trajik hayatı, "My Way" versiyonuyla neredeyse şiirsel bir bütünlük kazandı. Genç yaşta ölen, kendi yıkımının senaryosunu sanki önceden yazmış bir sanatçı imgesi, sonraki kuşakları derinden etkiledi.

Neden bugün hâlâ vuruyor

Vicious'ın "My Way"i kırk yılı aşkın süredir hâlâ canlı, çünkü içindeki itiraz hiç eskimedi. Her kuşak bir öncekinin değerlerini sorgular, bazen reddeder, bazen onlarla alay eder. Vicious bunu en uç biçimde yaptı ve o jest, otoriteye, "düzgünlüğe", kurulu beklentilere karşı içinde öfke taşıyan herkese hâlâ bir şey söylüyor.

Günümüzde sanatçıların eski parçaları yeniden yorumlaması, samplelaması, ironikleştirmesi son derece yaygın. Vicious'ın yaptığı şey, bu "cover'ı bir silaha çevirme" sanatının erken ve en cüretkâr örneklerinden biriydi. Bir şarkıyı sadece yeniden söylemek değil, onun anlamını tersine çevirmek, onu kendi mesajının taşıyıcısı yapmak; bu, bugünün remiks ve yeniden yorum kültürünün ta kendisi.

Bir de o dürüstlük var. Vicious'ın versiyonu kusurlu, kaba, hatta teknik olarak "kötü"dür. Ama tam da bu yüzden gerçektir. Cilalı, kusursuz, hesaplı pop dünyasının ortasında, bu ham ve öfkeli ses bir özgünlük vaadi gibi durur. Mükemmellik yerine samimiyeti, ustalık yerine tutumu seçen herkes için Vicious hâlâ bir referans noktasıdır.

Ve belki de en kalıcı olan şu: Vicious bize bir şeyi "kendi yolunla" yapmanın illa zafer dolu olması gerekmediğini gösterdi. Bazen kendi yolunda gitmek, doğrudan uçuruma yürümek demektir. Sinatra'nın gururlu vedası ile Vicious'ın acı çığlığı arasında, dinleyici kendi hayatına dair bir soru bulur: kendi yolunu seçmek bir zafer midir, yoksa bir trajedi mi? Bu soru hiç eskimiyor.


Daha derine dalmak için

🎧 Sesin içine dalın

📚 Hikâyeyi takip edin

🌍 Mekânları ziyaret edin

🎸 Kendiniz deneyimleyin


🎵 Bu şarkıyı dinle

🤖 Daha fazlasını sor:

Tags
70s