SONGFABLE · 2009

Empire State of Mind

JAY-Z FT. ALICIA KEYS · 2009 · NEW YORK CITY, USA

Listen elsewhere

We couldn't link a Spotify track for this story. Try searching the title on song.link to find it on your preferred service.

Empire State of Mind - Jay-Z ft. Alicia Keys (2009)

TL;DR: Görünüşte New York'a yazılmış parlak bir aşk şarkısı gibi duran bu parça, aslında bir adamın getto köşelerinden imparatorluk katlarına uzanan yükseliş hikayesinin sertçe dürüst bir özeti; şehrin ışıltısının altındaki rekabet, yalnızlık ve hayatta kalma içgüdüsünü gizlemeden anlatıyor.

Şehre değil, hayatta kalmaya yazılmış bir marş

İlk dinlediğinizde "Empire State of Mind" kulağa bir turizm reklamı gibi gelir. Alicia Keys'in piyano tuşlarına vurarak söylediği o yükselen nakarat, gökdelenleri, sarı taksileri, Times Square'in neon parıltısını gözünüzün önüne getirir. Ama parçanın asıl gücü orada değil. Bu şarkı bir şehir güzellemesi değil; bir adamın o şehirde nasıl hayatta kaldığının, nasıl yenildiğinin ve nasıl en tepeye çıktığının soğukkanlı bir itirafı.

Jay-Z, New York'u sevilesi bir kartpostal olarak değil, acımasız bir sınav salonu olarak çizer. Onun anlattığı New York, eğer dayanabilirsen seni kral yapan, dayanamazsan parçalayan bir yerdir. Nakaratın o coşkulu "burada başarabilirsen her yerde başarırsın" duygusu aslında bir tehdit kadar bir vaat. Şarkının kalbinde yatan şey şudur: bu şehir kimseye hediye vermez, her şey kazanılır ve bedeli ağırdır. İşte parçayı milyonlarca kişiye "kendi marşı" yapan da bu çift anlamlılık. İnsanlar onu zafer şarkısı sanıp dinler; oysa içinde zaferden çok zaferin maliyeti vardır.

Brooklyn'in köşesinden imparatorluğun zirvesine

Jay-Z'nin asıl adı Shawn Corey Carter. 1969'da Brooklyn'in Marcy Houses adı verilen toplu konut projelerinde doğdu; uyuşturucunun, şiddetin ve yokluğun gündelik gerçek olduğu bir yerde. Babası o küçükken evi terk etti. Genç yaşta sokakta uyuşturucu sattığını kendisi defalarca anlattı. Müzik onun için başta bir kaçış, sonra bir kurtuluş yolu oldu. Hiçbir plak şirketi onu ciddiye almayınca, kendi şirketi Roc-A-Fella Records'u kurdu ve ilk albümü "Reasonable Doubt"u 1996'da bizzat kasetleri arabasının bagajından satarak duyurdu, deniyor.

İşte "Empire State of Mind" 2009'da çıktığında, Jay-Z artık o sokak çocuğu değildi. Bir rap efsanesi, bir iş insanı, bir kültür imparatoruydu. Parça, "The Blueprint 3" albümünden geliyordu ve aynı yıl Billboard listelerinin zirvesine oturdu; Jay-Z'nin solo kariyerindeki ilk bir numarası oldu, deniyor. Şarkıyı Angela Hunte ve Jane't "Jnay" Sewell-Ulepic adlı iki yazar kaleme almıştı; ilginç olan, bu ikilinin de Brooklyn doğumlu olması ve şarkıyı yurt dışındayken memleket özlemiyle yazdıklarının söylenmesi. Yani bu parça, "uzaktan New York'u özlemek" duygusundan doğdu, içinden değil. Belki de bu yüzden bu kadar evrensel.

Alicia Keys ise nakarata sadece güzel bir ses katmadı; o nakaratı taşıyan kişi oldu. Mutfak Cehennemi misali, Manhattan'ın Hell's Kitchen mahallesinde büyümüş, yarı İtalyan yarı Jamaikalı bir piyanist olarak Keys, New York'u kemiklerinde taşıyordu. Onun yorumu olmasa parça muhtemelen bir rap parçası olarak kalır, küresel bir marşa dönüşmezdi.

Burada Türkiyeli dinleyici için ilginç bir kapı açılıyor. İstanbul'da, özellikle Boğaz'ın iki yakasına bakan birine bu şehir-aşkı duygusu tanıdık gelir. New York'un Jay-Z için ifade ettiği şey ile İstanbul'un nice şair ve şarkıcı için ifade ettiği şey şaşırtıcı biçimde benzer: hem aşık olunan hem nefret edilen, insanı hem büyüten hem ezen bir metropol. Sezen Aksu'nun ya da daha eski usta Müzeyyen Senar'ın İstanbul'a yazdığı satırlardaki o "seni seviyorum ama beni yoruyorsun" duygusu, "Empire State of Mind"daki gizli gerilimle aynı damardan beslenir. Eğer bu şarkıyı bir İstanbullu kulağıyla dinlerseniz, Jay-Z'nin neden bir şehri hem kutsayıp hem ona karşı tetikte durduğunu çok daha kolay anlarsınız.

Sözlerin altındaki gerçek: parıltı ve bedel

Şarkı sözlerini birebir aktarmadan, anlattıklarını çözelim. Jay-Z parçanın dizelerinde sürekli iki dünya arasında gidip gelir. Bir yanda gökdelenlerin ışığı, lüks markalar, ünlü mahalleler, beyzbol takımları, ünlü isimler; diğer yanda bu parıltının altında yatan tehlike. Şehrin belli semtlerinden bahsederken hem onların cazibesini hem de oralarda tutunmanın ne kadar zor olduğunu ima eder. Yani New York'u överken aynı anda bir uyarı verir: bu ışıklar seni içine çeker ama seni yutabilir de.

Şarkının en çarpıcı yönü, başarı ile yalnızlığı yan yana koymasıdır. Jay-Z zirveye çıktığını anlatırken, oraya çıkmanın insanı nasıl soğuttuğunu, çevresindeki insanlara nasıl güvenemez hale geldiğini de fısıldar. Para ve şöhret geldikçe etrafındaki herkesin bir şey istediği, gerçek bağların azaldığı duygusu satır aralarında dolaşır. Bu, klasik bir "tepeye vardım ama burası soğuk" temasıdır ve Jay-Z bunu süslemeden söyler.

Bir başka katman, gençlere yönelik üstü kapalı bir mesajdır. Parça, şehre yeni gelen, hayallerinin peşinde koşan gençlerin bu metropolde nasıl yolunu kaybedebileceğine değinir. Işıklar herkesi davet eder ama herkes ayakta kalamaz. Jay-Z burada kendi geçmişini bir ayna olarak kullanır: "Ben buradan çıktım, ama yol cesetlerle dolu" der gibidir. Nakaratın o aydınlık vaadi ile dizelerin karanlık gerçekçiliği arasındaki gerilim, parçanın asıl dehasıdır. Alicia Keys "hayaller bu şehirde gerçek olur" derken, Jay-Z arka planda "ama önce bedelini öde" diye mırıldanır.

Bu yüzden parça hem bir kutlama hem bir mersiyedir. New York'u sevenler için bir aşk şarkısı, New York tarafından yaralananlar için bir teselli, oraya gitmeyi hayal edenler için ise hem bir davet hem bir uyarı. Tek bir şarkının bu kadar çok kişiye bu kadar farklı şeyler söyleyebilmesi nadirdir.

Bir şarkının şehrin resmi sesi olması

"Empire State of Mind" çıktıktan sonra olağanüstü bir şey oldu: bir pop şarkısı, fiilen bir şehrin resmi marşına dönüştü. New York Yankees'in beyzbol maçlarında çalınmaya başlandı, 2009'da takım Dünya Serisi'ni kazandığında parça kutlamaların fonu oldu. Şehrin spor salonlarında, meydanlarında, yılbaşı kutlamalarında defalarca yankılandı. Pek çok insan için bu şarkı, New York'u düşündüklerinde kafalarında çalan ilk melodi haline geldi.

Parça 2010 Grammy ödüllerinde önemli dallarda aday oldu ve En İyi Rap Şarkısı ile En İyi Rap/Şarkı İşbirliği ödüllerini kazandı, deniyor. Ama asıl mirası ödül vitrininde değil, kültürdeki yerinde. Onlarca yıl içinde New York'a yazılmış sayısız şarkı oldu; Frank Sinatra'nın "New York, New York"u kuşaklar boyu şehrin simgesi sayıldı. Jay-Z ve Alicia Keys'in başardığı şey, o klasik mirasın yanına yeni, hip-hop çağına ait, çok kültürlü ve gerçekçi bir versiyon koymaktı. Sinatra'nın New York'u zarif bir kabare sahnesiyse, Jay-Z'nin New York'u beton, asfalt ve hayatta kalma savaşıdır.

Şarkının gücü o kadar büyüktü ki, Alicia Keys kendi solo versiyonu "Empire State of Mind (Part II) Broken Down" parçasını çıkardı; daha sakin, daha içe dönük bir yorumla aynı şehri başka bir açıdan gösterdi. Bu da gösteriyor ki parçanın çekirdeğindeki duygu tek bir yoruma sığmayacak kadar zengindi.

Türkiye'de de bu şarkı, Batı pop ve hip-hop kültürünü takip eden bir kuşak için bir dönüm noktası oldu. 2000'lerin sonunda Türk gençleri arasında yabancı rap'in yükselişe geçtiği bir dönemdi; "Empire State of Mind" tam da o sıralarda, rap'i "anlaşılmaz sokak müziği" algısından çıkarıp radyoların, kafelerin, alışveriş merkezlerinin diline soktu. Pek çok genç için bu, ilk gönülden sevdikleri rap parçası oldu; çünkü içinde melodi vardı, içinde bir şehir hayali vardı, içinde herkesin bağ kurabileceği bir yükseliş hikayesi vardı.

Neden bugün hâlâ içimize işliyor

Aradan yıllar geçti ama "Empire State of Mind" hiç eskimedi. Bunun sebebi, parçanın aslında New York'tan çok büyük bir insani gerçeği anlatmasıdır: hiçlikten bir şey yaratma arzusu ve o yaratımın bedeli. Bu duygu hiçbir şehre, hiçbir döneme, hiçbir dile bağlı değil. Köyden büyük şehre göç eden biri, taşradan İstanbul'a okumaya gelen bir öğrenci, kendi işini sıfırdan kuran bir girişimci; hepsi bu şarkının çekirdeğindeki "burada başarabilirsem her yerde başarırım" iddiasını kalbinde taşır.

Şarkının bir başka kalıcı yönü, dürüstlüğü. Pek çok başarı marşı sadece zaferi kutlar; bu parça zaferin yanında bedeli de söyler. Günümüzde sosyal medyada herkes sadece kazandığı anları gösterirken, "Empire State of Mind" o eski kıymeti hatırlatır: gerçek hikaye, hem ışığı hem gölgeyi içerir. İşte bu yüzden parça hâlâ samimi geliyor; çünkü size sadece "başarabilirsin" demiyor, "ama kolay olmayacak" diye ekliyor.

Üstüne bir de Alicia Keys'in nakaratındaki o çıplak insanlık var. O nakarat, ne kadar zorlu olursa olsun bir umut çağrısıdır. Jay-Z dizelerde gerçeğin sertliğini anlatırken, Keys nakaratta "yine de devam et" diye seslenir. Bu ikisinin birleşimi, hayatın kendisine benziyor: bir yanda acı gerçek, diğer yanda inatçı umut. Belki de parçayı ölümsüz kılan budur. Onu bir kez dinleyip de içinizde bir şehre, bir hayale ya da kendi geçmişinize dair bir özlem uyanmaması neredeyse imkansız.


Daha derine dalmak için

🎧 Sese gömülmek

📚 Hikayeyi takip etmek

🌍 Mekanları ziyaret etmek

🎸 Kendin deneyimlemek


🎵 Bu şarkıyı dinle

🤖 Daha fazlasını sor:

Tags
00s